21 Mart 2014 Cuma

Kuran Dağınık bir Kitap mıdır?

Kuran hakkında gelen sorulardan (hatta bazen de eleştirilerden) başlıcası; Kuran'ın DAĞINIK bir kitap olmasıdır. Konular belli bir mantıkla dizilmemiştir. Bir şeyden bahsederken birden başka bir konuya geçilir, sonra tekrar ilk konu gündeme gelir. Bu haliyle alıştığımız sıralı-şekilli kitaplara benzemez. Hatta, Kuran'ın bu sıralaması yanlıştır, bunu adam gibi(?) sıralamak lazım diyen kişiler bile var.

Bu yazıda, bir yönü ile Kuran'ın neden bu şekilde olduğunu anlatmaya çalışacağım. Ama önce, bambaşka bir konudan örnek vereyim. Gerçekten bağımlısı olduğum şeyden, bilgisayardan.

Bir şeyi en iyi nasıl öğreniriz?

Değişik bilgisayar programlarına vakıfımdır. Blender tarzı 3 boyutlu modelleme-animasyon-render programları, Gimp tarzı resim işleme programları, Kdenlive tarzı video montaj programları, LibreOffice tarzı ofis programları... hatta biraz da programlama dilleri. İşin güzel tarafı, hangi program olursa olsun kısa bir sürede öğrenip onu verimli bir şekilde kullanabilirim. Zira, öğrenmenin mantığını biliyorum.

Aynı zamanda iyi bir öğretici olduğumu da düşünüyorum. Gerek kendim bir programı öğrenirken; gerek diğer kişilere öğretirken aynı yöntemi kullanırım. Asla ama asla, menülerden/komutlardan başlamam. En iyi öğrenme yolu, direkt PROJE üzerinden gitmektir.

Yani, diyelim Word gibi bir yazı programı öğreneceksiniz. Tek tek bütün menüleri, komutları öğrenmekle uğraşmayın... Bunun yerine, açın Word'ü ve yazı yazın. Yazı yazarken, biçimlendirme komutlarını, paragraf komutlarını, vb. öğrenmek daha akılda kalıcı olacaktır.

Diyelim bir modelleme programı öğrenmek istiyorsunuz. Konutları öğrenmeye çalışmayın, kutu şöyle çizilir, küre şöyle çizilir, çizgiye kalınlık şöyle verilir filan... Olmaz. Bunun yerine alın elinize bir obje ve direkt onu çizmeyi öğrenin. Bu sayede, aynı anda bir sürü komutu ama daha da önemlisi programın mantığını öğrenirsiniz.

Örnekler arttırılabilir ama gerek yok. Hollanda'da Arap dili ve edebiyatı okumuş bir arkadaşım, orada nasıl eğitim aldığını anlatmıştı bana. Öğrencilere (dikkat! Bunların çoğu Arap harflerini bile tanımıyorlar) üç harf öğretiyorlarmış, sadece üç harf ve hemen CÜMLEYE geçiyorlarmış. Direkt cümle üzerinden çalışıyorlar. 1 sene sonunda gazeteden tutun da, Kurtubi gibi eski metinlere kadar geniş bir yelpazeyi sözlük yardımı ile okuyabiliyorlarmış bu metotla.

Bu kadar örnekten sonra gelelim konumuza. Kuran ne için inmiştir? Ne yapmaya çalışır?

Şayet Kuran'da konular belli bir dizilimle olsaydı, mesela ben boşanma konusunu merak edince, fihristten bu konuyu bulur ve okur geçerdim. Ama bu bana o konuyu bile öğretemezdi adım gibi eminim. Fakat, sizi direkt hayatın içine atarsa Kuran, size hayattan bahsederse, sanki proje üzerinde çalışmış gibi olursunuz.

Şimdi, kafirlerin düşünce tarzını öğretir bize Kuran mesela. Onlara benzemeyelim diye, onları tanıyalım diye, ne derseniz deyin. Bunu, “kafirlerin düşünce tarzı” başlığı ile gruplandırdığını düşünün, şu etkiyi verebilir miydi?

Ve yaradılışını unutarak bize örnekli bir soru yöneltti: "Çürüdükten sonra kemikleri kim diriltecek?" (Yasin 36:78)

Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiç bir şeyi de haram kılmazdık..." (Enam 6:148)

...eğer dilemiş olsaydı Allah'ın doyuracağı kimseleri biz mi yedirecekmişiz? Siz gerçekten apaçık bir şaşkınlık içindesiniz. (Yasin 36:47)

Halbuki, bunlar ayetlerin arasında dağıtılmıştır. Aynı anda kafirlerin düşünce tarzını, onlara verilecek cevapları, olaylar karşısında nasıl tavır almamız gerektiğini gibi onlarca farklı konu tıpkı hayattaki gibi aktarılır bize. Biz, kafirlerin düşünce tarzını öğreniriz ama, bu etiketle etiketlemeden. “Evet arkadaşlar, şimdi kafirlerin düşünce tarzını öğreneceğiz...” demeden. Üstelik aynı zamanda bu düşünce tarzına cevapları da öğrenmiş olacağız, aynı zamanda dünya hayatı ile ahiret arasında bağlantı kurmayı da, aynı zamanda...

Denemesi çok kolay. Kuran'da orta büyüklükte herhangi bir sure seçin. Bu sureyi bir kaç defa okuyun; hatta ezberlemeye çalışın. Bir hafta kendinizi gözlemleyin. Okuduğunuz surenin hayatınızda sürekli karşınıza çıktığını, pek çok olayda bu surenin kazandırdığı bakış açısı ile olaylara bakacağınızı görebilirsiniz. İşte, bu; belki de yazının en önemli paragrafı. Eminim, bu verdiğim iddialı önermeye içinizden pek çok kişi, “evet ya, ben de benzer bir durumu yaşadım. X suresini yahut sureden bir bölüm okudum, sürekli hayatımda karşıma çıkıyor” diyecektir.

Hatta şunu bile söylebilirsiniz: “Yahu, nasıl bir sureye denk gelmişim ben? Sanki Kuran'ın gerisi olmasa bile, sırf bu sure ile bulabilirmişim doğru yolu.” Burada özellikle şu sure ya da bu sure diyerek sizi yönlendirmediğime dikkat edin. İstediğiniz herhangi bir sureyi seçin, okuyun, anlayın... hayatınızda nasıl bir yer edindiğini göreceksiniz.

Kuran'ın ilk başta dağınık gibi gözüken, ama aslında müthiş bir planla yerleşmiş dizilimi verir bu etkiyi. O; hayat için inmiştir. Size bakış açısı kazandırır. Hemen her küçük parçası, neredeyse hayatın tamamı içindir. Hemen her küçük parçası; hem hayatta karşılaşacağınız çeşitli durumlardan, hem bunlara karşı vermeniz gereken tepkiden, hem dünya hayatının ahiretle bağlantısından, hem.... bahseder. Bir parçasını okursanız, Kuran'ın tamamını okumuş gibi olursunuz. O parça ile bile; hayatınızı şekillendirebilirsiniz.

Konularına göre düzenlenmiş bir kitap asla ama asla bu etkiyi veremezdi. O durumda, merak ettiğiniz “X” konusuna bakardınız ama bir yer eksik kalırdı.

Tıpkı hayat gibi. Bir olayı anlamak için sadece o olaya bakmanız yetmez. Onun arkaplanına bakmalısınız; nedenlerine, bağlı olduğu diğer faktörlere, kısacası pek çok şeye bakmanız lazımdır. Kuran'da da, bir konuyu anlamak için sadece o konuya bakmanız yetmez. Kuran'ın tamamına bakmanız lazım. Tamamını kavramadan parçayı kavrayamazsınız. Paradoks gibi gözüküyor ama, küçük bir parçasını anladığınızda; tamamını anlamış olursunuz. Dedim ya, tıpkı hayat gibi.

O halde, “Kuran okumaya nasıl başlamalıyım?”, “Kuran'ı nasıl öğrenirim?” diye soran kişilere de bir cevap olabilir bu yazı. Çok kolay... Rabbimizin gösterdiği gibi, gruplamadan, bölümlere ayırmadan, düzenlemeye çalışmadan, direkt okuyarak. Kuran'ın öğretmeni Allah'tır.

Rahman, Kuran'ı öğretti. (Rahman 55:1,2)

19 Aralık 2013 Perşembe

Kuran'da Sünnet Kavramı

Kuran'da (سُنَّة) sünnet terimi, 9 ayette 14 defa geçmektedir. 2 ayette de, çoğul formda kullanılmıştır. Bunlara baktığımız zaman, şu şekilde kullanıldıklarını görebiliriz:

a) 5 yerde (سُنَّة اللَّهِ) sünnetullah/Allah'ın sünneti şeklinde geçer: 48:23, 33:62, 40:85, 33:38, 35:43

سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلُ - وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا [٤٨:٢٣
Öteden beri uygulanan Allah'ın sünneti budur. Allah'ın sünnetinde bir değişme bulamazsın. (Fetih 48:23)

سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ - وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا [٣٣:٦٢
Öncekilere uygulanmış Allah'ın sünneti. Allah'ın sünnetinde herhangi bir değişme bulamazsın. (Ahzab 33:62)

فَلَمْ يَكُ يَنفَعُهُمْ إِيمَانُهُمْ لَمَّا رَأَوْا بَأْسَنَا - سُنَّتَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ فِي عِبَادِهِ - وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ [٤٠:٨٥
Azabımızı gördüklerinde inanmaları kendilerine bir yarar sağlamaz. Bu, daha önceki kulları hakkında sürekli uygulanan Allah'ın sünnetidir. İşte o zaman inkarcılar hüsrana uğramışlardır. (Mümin 40:85)

مَّا كَانَ عَلَى النَّبِيِّ مِنْ حَرَجٍ فِيمَا فَرَضَ اللَّهُ لَهُ - سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ - وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ قَدَرًا مَّقْدُورًا [٣٣:٣٨
Allah'ın kendisine yasallaştırdığı bir konuda peygambere herhangi bir engel yoktur. Bu, öteden beri, gelmiş geçmişlere uygulanan Allah'ın sünnetidir. Allah'ın emri, belirlenmiş ve kesinleşmiştir. (Ahzab 33:38)

اسْتِكْبَارًا فِي الْأَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ - وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِ - فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ الْأَوَّلِينَ - فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَبْدِيلًا - وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَحْوِيلًا [٣٥:٤٣
Yeryüzünde büyüklendiler, kötülük planladılar. Halbuki kötü plan sahibine geri teper. Geçmişlere uygulanan sünnetden başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın sünnetinde bir değişiklik göremezsin; Allah'ın sünnetinde bir sapma göremezsin. (Fatır 35:43)

Bu ayetlerden 35:43 ayetine dikkat edelim, burada iki tür kullanım vardır. Bu kullanımlardan ilki, (سُنَّت الْأَوَّلِينَ) sünnetul evvelin/evvelkilerin sünneti şeklindedir. Evvelkilerin sünneti; bağlamdan kopuk olarak düşünürseniz iki şekilde anlaşılabilir. 1) Evvelkilerin uyguladıkları sünnet. 2) Evvelkilere uygulanan Allah'ın sünneti. Ayetin tamamını okuduğunuzda; burada, sünnetul evvelin denildiği halde; sünnetullah kastedildiğini anlayabilirsiniz.

O halde; burada verilen 5 ayette; toplam 9 sünnet kelimesi geçmektedir ve istisnasız tamamı Allah'ın sünneti anlamındadır.

b) 1 yerde (سُنَّتِنَا) sünnetina/sünnetimiz şeklinde geçer: 17:77 Burada da, kastedilenin Allah'ın sünneti olduğu açıktır.

سُنَّةَ مَن قَدْ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِن رُّسُلِنَا - وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلًا [١٧:٧٧
Senden önce gönderdiğimiz tüm elçiler için öngördüğümüz sünnet budur. Sünnetimizde herhangi bir değişiklik göremezsin. (İsra 17:77)

c) 3 yerde (سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ) sünnetul evvelin/evvekilerin sünneti şeklinde geçer: 8:38, 18:55, 15:13

قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوا إِن يَنتَهُوا يُغْفَرْ لَهُم مَّا قَدْ سَلَفَ وَإِن يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ الْأَوَّلِينَ [٨:٣٨
İnkar edenlere söyle: “Son verirlerse geçmişte yaptıkları bağışlanacaktır. Dönerlerse, daha öncekilerin sünneti geçerlidir.” (Enfal 8:38)

Bu ayette; öncekilerin sünneti olarak ifade edilen şey; Allah'ın bu konudaki sünnetidir. Nitekim, bir önceki ayete bakınca, bu anlama geldiğini görüyoruz. (Böylece Allah kötüyü iyiden ayırdeder, kötüleri üst üste koyup topluca yığar ve cehenneme yollar. İşte kaybedenler onlardır.) Öncekilerin sünnetinden kastedilen; Allah'ın eski kavimler için de uyguladığı, kötülerle iyileri ayırd etmesidir. Bu ayette geçen sünnet; sünnetullah ibaresi olmadığı halde; Allah'ın sünneti anlamında kullanılmıştır.

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ أَن يُؤْمِنُوا إِذْ جَاءَهُمُ الْهُدَىٰ وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ إِلَّا أَن تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلًا [١٨:٥٥
Kendilerine yol gösterici geldiğinde, halkı inanmaktan ve Rab'lerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, öncekilerin sünnetinin kendilerine de gelmesini veya azabın açıkça karşılarına gelmesini dilemeleridir. (Kehf 18:55)

Bu ayette de, öncekilerin sünnetinden kastedilen; Allah'ın önceki ümmetlere gönderdiği mucizelerdir. İnsanlara yol gösterici geldiği halde, onlar öncekilerin sünnetini, yani geçmiş toplumlara verilen mucizelerin bir benzerini istemeleridir. Burada da kastedilen, Allah'ın sünnetidir.

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ - وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ [١٥:١٣
Nitekim, ona inanmazlar. Kendilerinden öncekilerin sünneti de böyleydi. (Hicr 15:13)

Bu ayette geçen öncekilerin sünneti iki farklı şekilde anlaşılabilir. Öncekilerin inanmamasının; Allah'ın bu kavimler için belirlediği sünneti/kuralı olarak anlayabiliriz. Bize göre bu, en kuvvetli anlayıştır. Zira bir önceki ayet şu şekilde geçmektedir (İşte suçluların kalbine böyle sokarız) O halde; suçluların reddetmesi şeklinde kendini gösteren sünnet; aslında Allah'ın onlar için uyguladığı sünnetidir.

Bunu, evvekilerin uyguladıkları yol/yöntem anlamında düşündüğümüzde ise; ortaya şu çıkmaktadır. Kuran'da, her yerde Allah'a atfedilen sünnet terimi; tek bir yerde Allah dışındaki kişiler için kullanılmıştır, burada da; olumsuz bir kullanım vardır.

d) 2 yerde (سُنَنٌ) sünenun/sünnetler olarak çoğul formda gelmiştir: 3:137, 4:26

قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ [٣:١٣٧
Sizden önce de sünnetler uygulanmıştı. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcıların sonunun ne olduğunu görün. (Al-i İmran 3:137)

يُرِيدُ اللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ - وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ [٤:٢٦
Allah size bunları açıklamak, sizden öncekilerin sünnetlerine sizi iletmek ve kendisine yönelişinize karşılık vermek ister. Allah Bilendir, Bilgedir. (Nisa 4:26)

İlk ayette kastedilenin Allah'ın sünneti olduğu açıktır. İkinci ayette kastedilenin de, öncekilerin sünnetleri; Allah'ın onlara bildirdiği doğru yol olduğu açıktır.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Rivayetlerdeki Zayıf Noktalar

Rivayetleri reddetmekteki temel nedenimiz, Allah-u Teala'nın dinde tek kaynak olarak Kuran'ı göstermesi. Bu nedenle rivayetler mükemmel olsalardı bile onları dinde kaynak olarak kullanamazdık. Bununla beraber, rivayetlere çok hızlı bir göz atış bile; onların hiç bir şekilde DELİL niteliği taşımadığını ispatlar nitelikte.

 

Akla / islama aykırı rivayetler

Bunları gündeme getirince rivayetçiler etkilenmiyor.

Allah bacağını açar demek GÜCünü gösterir anlamında mecazdır, dünya balığın kafasındadır demek BALIKÇILIK'ın önemini anlatan müteşabihtir, Musa peygamber tokat attı meleğin gözünü çıkardı demek, Allah buna izin verdi demektir?

İyi, bu tevil mantığı ile yeryüzündeki hiç bir fikir yanlış olamaz zaten. Zira her şey TEVİL edilebilir.

 

Kuran'ın eksik, değiştirilmiş olduğuna dair rivayetler

Zannnediyoruz ki "bu iman esası, en azından bu rivayetleri reddederler" yok, o da olmuyor. Diyorlar ki: "Burada Kuran'dan kastedilen Kuran değildir, bak sure eksik deniyor rivayette, zaten sahabe Rasulullah'ın sözüne de sure diyordu." (şaka değil bunu aynen bu lafızlarla söyleyen kişiler var)

Daha da insaflıları bizi USÜL bilmemekle suçluyorlar. Diyorlar ki:
1) Bu rivayetler haberi ahaddır. Haberi ahad akidede delil olmaz
2) Bu rivayetler mütevatir olarak gelen Kuran'la çeliştiği için reddedilir.

Peki, biz de ne diyoruz zaten. Anlatmaya çalıştığımız şey rivayet kitaplarına UYDURMAların girdiğini ispatlamak, ama hem yukarıdaki 2 maddeyi söylüyorlar, hem de rivayetlerin uydurma olduğunu kabul etmiyorlar. Karşımızda iki noktayı birleştiremeyen ve düşünemeyen bir karakter çıkıyor kısacası.

 

Birbiri ile zıt emirler içeren rivayetler


Vitiri 3 rekat yapmayın rivayeti ile vitiri 3 rekat yapın rivayeti, namazda secdeye varırken develerin çöktüğü gibi çökmeyin önce DİZleri yere koymayın ile, önce dizleri yere koyun rivayeti...

gibi onlarca rivayet getiriyoruz. Ya bu işte bir bit yeniği var demeleri lazımken, "orada kastedilen bir amelin diğer amelden iyi olmasıdır, biri menduptur veya biri mekruhtur, çelişki yoktur..." diyorlar.


Birbiri ile zıt vakıalar anlatan rivayetler

Allah Rasulü'nün Aişe annemiz 6 yaşındayken onunla evlendiğinde ve 9 yaşında zifafa girdiğine dair onlarca rivayet var. Tamam, bunları kabul ettik diyelim. Ama... evlilik olduğu zaman Aişe annemizin 20'li yaşlarda olduğunu kanıtlayan da onlarca rivayet var. Bir grup rivayet doğru, diğeri yanlış, burada mecaz da olamaz, efdaliyetten de bahsedilemez diyoruz...



Kısacası, rivayetlerin neresinden bakarsanız dökülüyorlar. Ancak bunların savunucuları bu basit gerçekleri görmemek için ellerinden ne gelirse yapıyorlar.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

İhtilaflı Konuları Allah ve Rasul'üne Götürmek


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنكُمْ ۖ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا [٤:٥٩
İman edenler! Allah'a uyun, elçisine uyun; sizden görev başında olanlara da. Her hangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve elçisine arz ediniz. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız... Bu, sizin için daha iyi ve en güzel çözüm yoludur.(Nisa 4:59)

Allah Rasul'üne uymak Allah'ın bir emridir. Anlaşamadığımız bir konu olunca da onu Allah Rasul'üne götürmemiz gerekir. Bir örnek: Sizinle anlaşamadığımız bir konu var diyelim. Sözgelimi ben SADECE KURAN diyorum, siz ise KURAN + BUHARİ + MÜSLİM + EHLİ SÜNNET diyorsunuz. Gelin hangimizin haklı olduğunu Allah Rasul'üne götürelim:


قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً     قُلِ اللَّهُ     شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ    وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَٰذَا الْقُرْآنُ لِأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ    أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ آلِهَةً أُخْرَىٰ    قُل لَّا أَشْهَدُ    قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ [٦:١٩
De ki: “Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah'la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?” De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” “O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım” de. (Enam 6:19)

İşte, Allah Rasulü iki görüş arasında hükmünü verdi, bir Müslüman'ın Allah Rasul'ünün bu sözü üzerine "İŞİTTİK VE İTAAT ETTİK" demesi beklenir.

أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ      إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَىٰ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [٢٩:٥١
Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır. (Ankebut 29:51)

5 Temmuz 2013 Cuma

Hadislerin nasıl uydurulduğunu görebiliyor musunuz?

Bir kaç gündür, Fethullah Gülen'in; Türkçe Olimpiyatlarını Peygamberimizin ziyaret ettiğine dair konuşması, çeşitli şekillerde gündeme geldi. Bense üzerinde durulmayan bir noktaya bu vesiyele değinmek istiyorum.

Fethullah Gülen, konuşmasında şunları söylüyor:

"Şimdi ben kendi içimden hep diyordum ki; 'yav acaba meseleyi tahrif mi diyoruz, aşağıya mı çekiyoruz, folklorlardır, şarkılardır, şiirlerdir... bunlarla' Fakat demek ki bazı hakikatlerin ifade edilmesi adına, ittifakın sağlanması adına, kalplerin birbirlerine karşı yumuşaması adına, bunlar çok önemli faktörler ki; İnsanlığın iftihar tablosu (Peygamberimiz) bazılarımızın, bir kısım mutasavvıf ve sufi görünümlü kimselerin yadırgamalarına rağmen Efendimiz (S.A.V) inanın Peygamberimiz teşrif etti..."

Böyle diyor Fethullah Gülen. Bakın, olay basit. Yapılan bir hareket var, bazı Müslümanlar'dan tepki alıyor. Bu tepkiyi kırmanın en hızlı yolu ne? "Allah Rasul'ü de buna destek veriyor" dersin, iş bitti.

Malum, yıl olmuş 2013. Bu tarihten sonra, "Ben babamdan, o da dedesinden, o da falancadan, o da Ebu Hureyre'den, O da Allah Rasulünden şunu duymuş: 
"Kıyamete yakın, acemce olimpiyatları yapılacak, bir takım Müslümanlar bunu anlamayıp eleştirecekler ama, o olimpiyatlara katılanlar ne iyi Müslümanlardır, O olimpiyatları düzenleyenler cennette benimledirler. Sizden o zamana yetişen olursa bu olimpiyatlara katılsınlar, desteklesinler, buna da gücü yetmeyen dışarıdan seyretsin ama bu imanın en zayıfıdır..." 
şeklinde bir hadis uydurulsa kimse inanmaz. Ama emin olun, bu zihniyet şayet bundan bin sene önce yaşasaydı, "Allah Rasulü geldi" demez, "Allah Rasulü bu olayı müjdelemişti..." derdi. Ve emin olun yukarıda yazdığımdan bile daha cüretkar hadis(ler) uydururlardı.

İşte bugün de elimizde olan ve Allah Rasul'üne ait olduğu iddia edilen sözlerin çoğu; yaptıklarına kulp bulmak için insanların O'nun adına uydurduğu yalanlardan ibarettir. 

Görmesini bilene.

28 Haziran 2013 Cuma

Hikmet Nedir ?

Kuran'da geçen Hikmet terimini, “hadis” / “sünnet” / “Kuran dışı vahiy” olarak anlayanlar; “ayetlerde Kitap ve Hikmet denilmektedir, o halde hikmet; kitaptan/Kuran'dan farklı bir şeydir” diye kendilerince delil getirmektedirler.

Sözgelimi  (وَأَنزَلَ اللَّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ) “Allah sana Kitap ve Hikmet verdi...”(Nisa 4:113) ayetini ele alalım. Bu ayetten; Allah Rasul'üne kitaptan başka bir şey daha verildiği anlaşılıyor. Acaba öyle midir?

Bunun için Arapça'da “ve” bağlacının kullanımına bakmamız gerekiyor: Arapça'da “ve” bağlacı, sadece birbirinden farklı iki şeyi birleştirmek için kullanılmaz. Bununla ilgili iki örneğe bakalım (Akıllarda soru işareti kalmasın diye; örnekler Arapça bilgisinden şüphe duyulmayacak kişilerden alınmıştır)

Mevdudi Tefhimul Kuran'da (قَدْ جَاءَكُم مِّنَ اللَّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُّبِينٌ...)“...Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.” (Maide 5:15) ayetinin tefsirinde: “Burada ehlikitaba nur ve kitap olarak iki farklı şey gelmemiştir. Apaçık bir kitap olarak nur gelmiştir...” diyerek, sırf arada “ve” bağlacı var diye; iki farklı şey anlaşılamayacağını belirtir.

İkinci örnek: (تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ) “Melekler ve Ruh, miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.” (Mearic 70:4) ayetinde, Razi; burada Ruh'tan kastedilen Cebrail'dir der. Onun ayrıca belirtilmesini ise; “onun büyüklüğüne, Allah katındaki değerine, melekler arasındaki saygın konumuna işaret etmek içindir” diye tanımlar. Kısacası sırf arada “ve” bağlacı var diye Melekler ve Ruh'u birbirinden farklı iki şey olarak algılamaz.

Şüphesiz Kuran'da bunun gibi sayısız örnekler verilebilir. O halde, “ve” bağlacının, Türkçe'deki gibi sadece birbirinden farklı iki kelimeyi bağlamak için kullanılmadığını gördüğümüze göre; burada hangi anlamda kullanılmış olabilir? Acaba Allah Rasul'üne verilen;
  • Kuran ve Hikmet olarak iki farklı şey midir?
  • Yoksa Hikmetli Kuran mıdır ?

Bunun için Kuran'ın bütünlüğüne bakmamız gerekmektedir. Zira yukarıdaki hangi anlamın doğru olduğunu ancak Kuran'ı bütünlüğü ile incelersek görebiliriz:

ذَٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْآيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكِيمِ [٣:٥٨ 
Bunları sana hikmetli zikir olan ayetlerden okuyoruz.(Al-i İmran 3:58)

 الر- تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ [١٠:١  
Elif, Lam, Ra. Bunlar, hikmetli Kitab’ın ayetleridir. (Yunus 10:1)

 تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ [٣١:٢  
Bunlar hikmetli Kitab'ın ayetleridir (Lokman 31:2)

 وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ [٣٦:٢  
Hikmetli Kur'ân'a andolsun (Yasin 36:2)

Tek başına yukarıya yazdığımız dört  ayet bile, “Kitap ve Hikmet” tamlamasının nasıl anlaşılacağını netleştirmektedir. Ancak biz örneklerimize devam edelim:

وَآتِ ذَا الْقُرْبَىٰ حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا [١٧:٢٦
Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma. (İsra 17:26)

وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَاءَ رَحْمَةٍ مِّن رَّبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُل لَّهُمْ قَوْلًا مَّيْسُورًا [١٧:٢٨
Eğer Rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklerken (darlıkta olduğundan) onlara sırt çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle. (İsra 17:28)
 
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَىٰ عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَّحْسُورًا [١٧:٢٩
Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, pişmanlık içinde kalakalırsın. (İsra 17:29)

إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ - إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا [١٧:٣٠
Şüphesiz senin Rabbin, rızkı dilediğine -genişletir- yayar ve daraltır. Gerçekten O, kullarından haberi olandır, görendir. (İsra 17:30)

وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلَاقٍ - نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُمْ - إِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْئًا كَبِيرًا [١٧:٣١
Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size Biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır. (İsra 17:31)

وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنَا - إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبِيلًا [١٧:٣٢
Zinaya yaklaşmayın, gerçekten o, 'çirkin bir hayasızlık' ve kötü bir yoldur. (İsra 17:32)

وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ  وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا فَلَا يُسْرِف فِّي الْقَتْلِ  إِنَّهُ كَانَ مَنصُورًا [١٧:٣٣
Haklı bir neden olmaksızın Allah'ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmeyin. Kim mazlum olarak öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da öldürmede ölçüyü aşmasın. Çünkü o, gerçekten yardım görmüştür. (İsra 17:33) 

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُ - وَأَوْفُوا بِالْعَهْدِ - إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْئُولًا [١٧:٣٤
Erginlik çağına erişinceye kadar, -o da en güzel bir tarz olması- dışında yetimin malına yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur. (İsra 17:34)

وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ - ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا [١٧:٣٥
Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir. (İsra 17:35)

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ - إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولًا [١٧:٣٦
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (İsra 17:36)

وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا - إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ الْأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا [١٧:٣٧
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin. (İsra 17:37)

كُلُّ ذَٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُ عِندَ رَبِّكَ مَكْرُوهًا [١٧:٣٨
Bütün bunlar, kötülüğü olan, Rabbinin Katında da hoş olmayanlardır. (İsra 17:38)

ذَٰلِكَ مِمَّا أَوْحَىٰ إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ - وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ فَتُلْقَىٰ فِي جَهَنَّمَ مَلُومًا مَّدْحُورًا [١٧:٣٩
Bunlar, Rabbinin sana hikmet olarak vahyettiği şeylerdir. Rabbin ile beraber başka ilahlar kılma, yoksa yerilmiş, kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın. (İsra 17:39)

Allah-u Teala; İsra Suresi 26-38. ayetler arasında; inananlara bazı öğütler veriyor ve 39. ayette de verdiği tüm bu öğütlerin HİKMET olduğunu söylüyor. 


ادْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ - وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ - إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ - وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ [١٦:١٢٥
Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. (Nahl 16:125)

Şimdi bu ayette geçen “hikmetle çağır...” emri; hakikaten Buhari, Müslim, Tirmizi'de geçen hadislerle çağır anlamında mıdır? Bu anlayış, ayetin bütünlüğüne uymakta mıdır?


يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاءُ - وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا - وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ [٢:٢٦٩
Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara 2:269)

Allah-u Teala kime dilerse hikmet'i vereceğini söylemekte ve ayetin sonunda bu kişilerin temiz akıl sahipleri olduğuna işaret etmektedir. Hikmet Kuran'dan başka yolla verilen vahiy ise; Allah'ın hikmet verdiği herkes peygamber olmayacak mıdır?


Oysa, HİKMET; Bilgelik olarak Türkçe'ye çevrilse, mana yerine oturacaktır. Hikmet'in Kuran dışı ekstra vahiyler olduğuna dair herhangi bir delil olmadığı gibi; böyle anlamak pek çok ayeti anlamsız bırakmaktadır.

وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنجِيلَ [٣:٤٨
(Allah) Ona (İsa) kitabı ve bilgeliği ve Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. (Al-i İmran 3:48)

Allah-u Teala İsa peygambere dört farklı şey mi öğretecek? Kitap ve Hikmet ve Tevrat ve İncil. Tevrat ve İncil zaten kitap değil mi? Ayetin şu çevirisi daha tutarlı olmuyor mu?: “Allah O'na Hikmetli Kitap Olan Tevrat ve İncil'i öğretecek.”

Hikmet; Kuran'ın bir parçası / özelliği / sıfatıdır. Kuran'ın bunun gibi bir sıfatı daha vardır:

تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَىٰ عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا [٢٥:١
Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren  ne Yücedir. (Furkan 25:1)

وَإِذْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ [٢:٥٣
Yola gelmeniz için de Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı verdik. (Bakara 2:51)

Nasıl ki, sırf arada “ve” bağlacı var diye Musa Peygambere Kitap ve Furkan olarak iki farklı şey indirildiğine inanmıyorsak; Furkan'ın doğruyu yanlıştan ayıran anlamında, Kuran'ın bir sıfatı olduğunu biliyorsak: Aynı şekilde Hikmet de Bilgelik anlamında Kuran'ın bir sıfatıdır.