itaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
itaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2013 Cumartesi

İhtilaflı Konuları Allah ve Rasul'üne Götürmek


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنكُمْ ۖ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا [٤:٥٩
İman edenler! Allah'a uyun, elçisine uyun; sizden görev başında olanlara da. Her hangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve elçisine arz ediniz. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız... Bu, sizin için daha iyi ve en güzel çözüm yoludur.(Nisa 4:59)

Allah Rasul'üne uymak Allah'ın bir emridir. Anlaşamadığımız bir konu olunca da onu Allah Rasul'üne götürmemiz gerekir. Bir örnek: Sizinle anlaşamadığımız bir konu var diyelim. Sözgelimi ben SADECE KURAN diyorum, siz ise KURAN + BUHARİ + MÜSLİM + EHLİ SÜNNET diyorsunuz. Gelin hangimizin haklı olduğunu Allah Rasul'üne götürelim:


قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً     قُلِ اللَّهُ     شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ    وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَٰذَا الْقُرْآنُ لِأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ    أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ آلِهَةً أُخْرَىٰ    قُل لَّا أَشْهَدُ    قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ [٦:١٩
De ki: “Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah'la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?” De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” “O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım” de. (Enam 6:19)

İşte, Allah Rasulü iki görüş arasında hükmünü verdi, bir Müslüman'ın Allah Rasul'ünün bu sözü üzerine "İŞİTTİK VE İTAAT ETTİK" demesi beklenir.

أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ      إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَىٰ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [٢٩:٥١
Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır. (Ankebut 29:51)

22 Haziran 2013 Cumartesi

Peygamberlere Uymak

Peygamberleri; olduklarından farklı bir konumda değerlendirenlerin kullandıkları ilginç bir AKLİ delil vardır. Derler ki; “Allah neden bir insan yolladı? Şayet sadece Kuran yeterli olsaydı, Allah Kuran'ı bir kitap olarak gönderirdi. Halbuki Allah bir insan yollamıştır, çünkü sadece Kuran yetmez; Kuran'ın uygulamasını gösteren bir insana ihtiyaç vardır. O halde Kuran yazılı kitaptır, peygamber onun uygulamasıdır. Kuran teoridir, hadis pratiktir...”

Şimdi bu iddiayı incelemeye çalışalım:

Önemli Not: Kuran'da geçen NEBİ ve RASUL kavramları, meallerin çoğunda PEYGAMBER olarak çevrilmekte ve aradaki fark gözden kaçmaktadır. Bu, ciddi bir hatadır. Bununla birlikte, şu an incelediğimiz konu itibari ile; Rasul ve Nebi kavramı arasındaki fark önemli olmadığı için; konuyu daha da kompleks hale getirmemek adına özellikle göz ardı edilmiştir.

Rasullere Kendi Kafamızdan Görev Uyduramayız

Rasullerin görevinin tebliğ olduğu Kuran'da on bir (11) yerde geçmektedir. Bu ayetlerde Rasul'ün görevinin (الْبَلَاغُ) belağ – tebliğ olduğu belirtilmiştir. Fakat bu; şu ibareyle gelmemiştir: “Rasul'ün görevi tebliğdir.” Şayet böyle bir ibare ile gelseydi, Rasullerin başka görevleri de var, burada yalnız biri belirtilmiş denilebilirdi. Fakat bu görevlendirme, Rasullerin başka bir görevi olmadığını ifade edecek kalıplarla gelmişlerdir.

  • Bu ayetler ya, (إِلَّا) illa – sadece edatı ile gelmiştir ki; bundan başka görevi yok şeklinde anlaşılır. Kelime-i tevhid'den bildiğimiz illa edatı, Rasul'ün bundan başka bir görevi olmadığını açıkça kanıtlar.

  • Ya da Rasul'ün görevi olan tebliğ, (أَنَّمَا) innema – sadece / yalnızca edatı ile beraber kullanılmıştır. Bunun anlamı da Rasullerin tek görevinin tebliğ olduğudur.

Arzu edenler sözlüklerden bu iki edatın kullanımını araştırabilirler. Şimdi ayetlere bakalım:

   قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ [٣٦:١٦      وَمَا عَلَيْنَا إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٣٦:١٧
Dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.” (Yasin 36:16)
Bize düşen de sadece apaçık tebliğ etmektir.  (Yasin 36:17)

مَّا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ    وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ [٥:٩٩
Rasul'ün üzerine düşen sadece tebliğdir. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir. (Maide 5:99)

وَإِن تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِّن قَبْلِكُمْ     وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٢٩:١٨
Yalanlarsanız, sizden önceki toplumlar da yalanlamışlardı. Rasul'ün görevi sadece apaçık tebliğ emektir. (Ankebut 29:18)

قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ    فَإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ    وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا    وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٢٤:٥٤
De ki: Allah'a itaat edin; Rasule itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, onun sorumluluğu kendine yüklenen, sizin sorumluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Rasul'e düşen, sadece apaçık tebliğ etmektir. (Nur 24:54)

فَإِنْ أَعْرَضُوا فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا   إِنْ عَلَيْكَ إِلَّا الْبَلَاغُ ... [٤٢:٤٨
Eğer onlar yüz çevirirlerse bilsinler ki, biz seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir... (Şura 42:48)

وَقَالَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا عَبَدْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ نَّحْنُ وَلَا آبَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ    كَذَٰلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ    فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [١٦:٣٥
Ortak koşanlar, Allah dilemeseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka bir şeye tapmaz ve O'nun haram ettiğinden başkasını da haram kılmazdık. Kendilerinden öncekiler de böyle davranmıştı. Elçinin açıkça tebliğ etmekten başka bir görevi mi var? (Nahl 16:35)

فَإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [١٦:٨٢
Yüz çevirirlerse, sana düşen, yalnızca açık bir biçimde tebliğ etmektir. (Nahl 16:82)

وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ   فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٦٤:١٢
Allah'a uyunuz, Rasule uyunuz. Yüz çevirirseniz, Rasulumüzün görevi açıkça tebliğden ibarettir.(Tegabün 64:12)

وَإِن مَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ [١٣:٤٠
Onlara vaad ettiğimizin bir kısmını sana göstersek, yahut seni, onu görmeden vefat ettirsek, yine de sana düşen sadece tebliğ etmek, bize düşen de hesaba çekmektir. (Rad 13:40)

وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُوا     فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٥:٩٢
Allah'a itaat edin, Rasul'e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki, Rasulümüze düşen sadece apaçık tebliğdir. (Maide 5:92)

فَإِنْ حَاجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلَّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ    وَقُل لِّلَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْأُمِّيِّينَ أَأَسْلَمْتُمْ    فَإِنْ أَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوا    وَّإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ   وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ [٣:٢٠
Seninle tartışırlarsa, “Ben ve beni izleyenler kendimizi Allah'a teslim ettik” de. Kitap verilenlere ve ümmilere, “Teslim oldunuz mu” de. Teslim olurlarsa, doğruyu bulurlar. Yüz çevirirlerse, görevin sadece tebliğ etmektir. Allah kulları görür. (Al-i İmran 3:20)

O halde altı yerde “illa”, beş yerde de “innema” edatı ile; kafamıza iyice kazınmıştır ki, Rasullerin görevi SADECE tebliğdir. Bu kadar net ayetlere rağmen, onların başka bir görevi olduğunu iddia edemeyiz.

يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ   وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ    وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ   إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ [٥:٦٧
Ey Rasul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni halktan koruyacak. Allah inkarcıları doğru yola iletmez. (Maide 5:67)


Elbette Rasullerin görevi Kuran'da sadece “tebliğ” kelimesi ile geçmemiş, başka kelimeler de kullanılmıştır. Ancak bu kelimelere baktığımız zaman; bunun tebliğ anlamı altında toplandıkları görülmektedir. Şimdi onlara da bakalım (konu uzamasın diye bir kaç örnek verilecektir. Arzu edenler Kuran'da arama yaparak diğer örneklere de bakabilirler.)


Uyarmak / Korkutmak (نذر)

قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُم بِالْوَحْيِ   وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاءَ إِذَا مَا يُنذَرُونَ [٢١:٤٥
De ki: “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum”. Ne var ki, sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmez. (Enbiya 21:45)

Müjdelemek (بشر)

وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُم مِّنَ اللَّهِ فَضْلًا كَبِيرًا [٣٣:٤٧
İnananlara, Allah'tan büyük bir lütfa ulaşacaklarını müjdele. (Ahzab 33:47)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا مُبَشِّرًا   وَنَذِيرًا [٢٥:٥٦
Biz seni bir müjdeleyici ve uyarıcı olmaktan başka bir görevle göndermedik. (Furkan 25:56)

Beyan etmek(بين)

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ    وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ [١٦:٤٤
(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni beyan edesin ve onlar da iyice düşünsünler, diye. (Nahl 16:44)

وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا فِيهِ    وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [١٦:٦٤
Sana bu kitabı indirdik ki, anlaşmazlığa düştükleri konuları kendilerine beyan edesin. Bu kitap, inanan bir topluluk için bir yol göstericidir, bir rahmettir. (Nahl 16:64)

Bir takım müfessirler, bu ayette geçen beyan kelimesini; Kuran'ın bütünlüğüne muhalefet edercesine “kapalı olan bir şeyi açıklamak” olarak tevil etmişler ve bunun da Kuran'la değil başka bir vahiyle(!) olacağını söylemişlerdir. Bu, şimdiye kadar yazdığımız tüm ayetlere muhalefet etmektedir. Kaldı ki beyan ibaresi, Rasullerin haricinde ehli kitap için de kullanılmış ve beyan'ın tebliğ / duyurma anlamında olduğu, saklamanın zıddı olduğu Kuran tarafından açıklanmıştır.

وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا         فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ [٣:١٨٧
Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara beyan edeceksiniz, onu gizlemeyeceksiniz.” diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür. (Ali-İmran 3:187)

Öğretmek / Sorulanlara cevap vermek

Elbette tebliğin gereği olarak Rasuller kendilerine indirilen vahyi insanlara öğretiyor ve sorulara cevap veriyorlardı.

لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا مِن قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ [٣:١٦٤
Allah inananların içinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara hikmetli kitabı öğreten bir elçiyi göndermekle iyilikte bulundu. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler! (Ali İmran 3:164)

هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولًا مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا مِن قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ [٦٢:٢
O ki, ümmilerin arasından, kendilerinden olan bir elçi göndermiştir ki onlara O'nun ayetlerini okuyor, onları temizliyor ve onlara hikmetli kitabı öğretiyor. Bundan önce onlar apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlardı. (Cuma 62:2)

Yukarıdaki ayetlerden net bir şekilde anlaşılacağı üzere, Rasullerin insanlara öğretmesi gene kendilerine yollanan kitapla olmaktadır. Bu konuyla ilgili bir-iki örnek aşağıda verilmiştir:

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ    قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَا أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا   وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ   كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ [٢:٢١٩
Sana sarhoş edicilerden ve kumardan sorarlar. De ki: “O ikisinde büyük bir günah ve insanlar için yararlar var; ancak günahları yararlarından daha büyüktür”. Ayrıca, sadaka olarak neyi vereceklerini senden sorarlar: “Artanı” de.  Allah ayetlerini işte böyle açıklıyor ki düşünesiniz. (Bakara 219)

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ   قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحِيضِ   وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطْهُرْنَ   فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللَّهُ   إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ [٢:٢٢٢
Sana aybaşı halini sorarlar, De ki: “O bir rahatsızlıktır. Aybaşı halinde olan kadınlarla cinsel ilişkiye girmeyin ve ondan kurtuluncaya kadar onlara yaklaşmayın. Kurtuldukları zaman Allah'ın size uygun gördüğü yerden onlarla cinsel ilişkide bulunun. Allah yönelenleri sever, arınanları sever.” (Bakara 2:222)

يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلَالَةِ   إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ   وَهُوَ يَرِثُهَا إِن لَّمْ يَكُن لَّهَا وَلَدٌ    فَإِن كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ   وَإِن كَانُوا إِخْوَةً رِّجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنثَيَيْنِ    يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّوا    وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ [٤:١٧٦
Sana danışıyorlar. De ki: “Allah size eşsiz ve çocuksuz olan kişinin mirası hakkında şu hükmü açıklıyor: Ölen erkeğin çocuğu olmayıp bir kız kardeşi varsa, bıraktığı mirasın yarısı kız kardeşinindir. Fakat, (ölen kişi) çocuğu olmayan kız kardeşse, erkek kız kardeşinin mirasının tamamını alır. Varisler iki kız kardeş ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır. Kardeşler, erkeklerden ve kadınlardan oluşuyorsa, erkeğe kadının iki katı kadar pay verilir.” Şaşırmamanız için Allah size böylece açıklıyor. Allah her şeyi Bilendir. (Nisa 4:176)

Şimdiye kadar incelediğimiz bütün ayetlerden; Rasullerin görevinin SADECE tebliğ olduğunu gördük. O halde Rasuller yalnız kendilerine verilen vahyi iletmekle görevlidirler, başka bir görevleri yoktur. Bu kadar net/kesin ifadeli ayetlere rağmen, Rasullerin başka görevleri daha olduğunu söylemek Kuran'da çelişki olduğunu iddia etmektir. Ancak, Rasulleri kendi kafalarında farklı şekillendiren kişiler bazı ayetleri anlamlarından kopuk ele alarak genel olarak Rasullerin, özel olarak da Allah Rasulü'nün Kuran'dan başka vahiy de getirdiğini iddia etmektedirler. Her ne kadar bu konu Peygambere Uymak / İtaat Etmek Ne Demektir? başlıklı yazımızda incelenmiş olsa da; burada yanlış anlaşılan iki konuyu hızlıca incelemekte fayda vardır:

Rasullerin Helal – Haram Kılma Yetkisi

Bu iddiada olanlar “...onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar”(Araf 7:157) mealindeki ayeti delil getirmekte ve Allah Rasulü'nün Kuran'dan yazanlardan başka şeyleri helal – haram kılma yetkisi olduğunu iddia etmektedirler. Aslında yapılan, ayetin içinden bir cümleyi bütünlüğünden kopararak almaktır. Ayetin tamamını okuduğumuzda konunun çok farklı olduğu görülecektir.

الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالْأَغْلَالَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ    فَالَّذِينَ آمَنُوا بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِي أُنزِلَ مَعَهُ    أُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ [٧:١٥٧
Nitekim onlar yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o Rasul'ü, o ümmi nebiyi izlerler. Onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılar; üzerlerindeki ağırlıkları ve onlara vurulan prangaları kaldırıp atar. Ona inananlar, ona saygı duyanlar, ona yardım edenler, kendisiyle birlikte indirilen ışığı izleyenler başarıya ulaşanlardır. (Araf 7:157)

Burada açıkça anlaşılacağı üzere, hitap; ehli kitabadır ve Allah Rasulü'nün önceki kitaplarda (Tevrat ve İncil) gelişinin haber verildiğinden bahsedilmektedir. Allah Rasulü yeni bir kitapla, yani Kuran'la gelecek ve eski hükümleri neshedecek, yanındaki kitabı tebliğ ederek helal ve haramı beyan edecektir. Yoksa, Kuran'dan başka helal ve haram belirleyecek değildir. Aksi, önceki ayetlerde geçen ibarelerle çelişki olacaktır. Kaldı ki, benzer mesaj sadece bizim peygamberimiz için değil, mesela İsa peygamber için de geçerlidir:

وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَلِأُحِلَّ لَكُم بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ    وَجِئْتُكُم بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ [٣:٥٠
(İsa) Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin. (Al-i İmran 3:50)

O halde her iki ayette de kastedilen, gelen yeni Nebi'nin; eski hükümleri neshedip yeni helal-haramlar getirmesidir. Ve bu yeni hükümler de kendilerine verilen kitaplarla olmaktadır. Yoksa Rasuller/Nebi'ler kendilerine verilen kitap haricinde helal-haram koyamazlar. Nitekim şu ayet de bunu açıkça göstermektedir:

قُل لَّا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلَّا أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ   فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ [٦:١٤٥
De ki: “Bana vahyolunanda, yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak; leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz eti -ki bu gerçekten pistir- yahut Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvan müstesna.  Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir)” Çünkü Rabbin çok bağışlayandır, merhamet edendir. (Enam 6:145)

 

Rasullerin Hükmetmesi

Hükmetme kelimesini; ister konular hakkında “şu şöyledir, şu doğrudur, şu yanlıştır...” şeklinde hüküm beyan etmek şeklinde anlayalım; isterse yönetici sıfatı ile yönetmek anlamında anlayalım; sonuç değişmez. Rasullerin kendilerine indirilen kitaplara göre hükmettikleri Kuran'a göre sabittir. Burada hüküm vermeyi fikir beyan etmek değil de, insanları yönetmek olarak algıladığımız durumda; Allah Rasulü'ne verilen “hükmet” emrinin, Rasul sıfatı ile değil, devlet başkanı sıfatıyla olduğu da açıktır. O halde Rasullerin hem tebliğ, hem de hükmetme görevi vardır denilmez. Rasul olarak sadece tebliğ ile görevli idiler, insanları yönetmeleri ise Rasul sıfatı ile değil; devlet başkanı sıfatıyladır.

كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللَّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ   وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا الَّذِينَ أُوتُوهُ مِن بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ   فَهَدَى اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ   وَاللَّهُ يَهْدِي مَن يَشَاءُ إِلَىٰ صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ [٢:٢١٣
İnsanlar bir tek topluluktu. Allah Nebi'leri müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi ve anlaşmazlığa düştükleri konularda halkın arasında hükmetmeleri için onlarla birlikte gerçeği içeren kitabı indirdi. Oysa kitap verilenler kendilerine açık kanıtlar geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan ötürü onun hakkında anlaşmazlığa düştüler. Fakat Allah, izniyle inananları onların anlaşmazlığa düştüğü gerçeğe ulaştırdı. Allah dileyeni doğru yola iletir. (Bakara 2:213)

إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ    وَلَا تَكُن لِّلْخَائِنِينَ خَصِيمًا [٤:١٠٥
Biz sana Kitab'ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma! (Nisa 4:105)

Buraya kadar verdiğimiz bütün ayetler, Allah Rasulü'nün sadece Kuran'ı tebliğ ile görevli olduğunu kanıtlamaktadır. Elbette Allah Rasulü aynı zamanda bu Kuran'ı hayatına aktarmakla da yükümlüydü, ancak bu; zaten bütün Müslümanların üzerine düşen bir görevdir. Bu nedenle Kuran'ı hayatına uygulamak Rasul olmanın gerektirdiği bir görev değil, Müslüman olmanın gerektirdiği bir yükümlülüktür.

Şimdi gelelim en önemli konuya:

Rasul'ün Örnek Alınması


Her şeyden önce bilmemiz gereken en önemli nokta şudur: Allah Rasulü de bizim gibi bir insandır.

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ    وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ [٤١:٦
De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor.” Artık hep O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Vay O'na ortak koşanların haline! (Fussilet 41:6)

Allah Rasul'ünün bizim gibi insan olmasının nedeni gene Kuran'da açıklanmıştır:

قُل لَّوْ كَانَ فِي الْأَرْضِ مَلَائِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ السَّمَاءِ مَلَكًا رَّسُولًا [١٧:٩٥
De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşan melekler olsaydı onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik.” (İsra 17:95)

Bizden tek farkı vahiy alması olan Allah Rasulü bizim gibi bir insandır. Allah Rasul'ü bizim için  güzel bir örnektir.

لَّقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا [٣٣:٢١
Allah'ı ve ahiret gününü arzulayan ve Allah'ı sıkça ananlarınız için Allah'ın elçisinde güzel bir örnek vardır. (Ahzab 33:21)

Bununla beraber sadece Allah Rasul'ünde değil, diğer Rasullerde de güzel örnekler vardır:

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ... [٦٠:٤
Sizin için İbrahim ve onunla beraber olanlarda güzel bir örnek vardır... (Mümtehine 60:4)

Rasuller'de, kavimleri de kendilerine yollanan kitaptan sorumludurlar:

وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ - وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ [٤٣:٤٤
Bu, sana ve kavmine zikirdir; ondan sorulacaksınız. (Zuhruf 43:44)

Burada geçen zikir kelimesinin Kuran olduğu açıktır. Zira:

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا [٢٥:٢٧
O gün zalim kimse elini ısırıp şöyle der: “Keşke, Rasul ile birlikte aynı yolu tutsaydım.” (Furkan 25:27)
يَا وَيْلَتَىٰ لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا [٢٥:٢٨
“Vay bana, keşke falancayı arkadaş edinmeseydim.” (Furkan 25:28)
لَّقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءَنِي - وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولًا [٢٥:٢٩
“Beni, bana ulaşan zikirden saptırdı. Gerçekten, şeytan insanı yarı yolda bırakır.” (Furkan 25:29)
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَٰذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا [٢٥:٣٠
Rasul de, “Rabbim, kavmim Kuran'ı terketti,” der. (Furkan 25:30)


O halde Rasuller sadece Kitaplara uymakla emrolunmuşlardır. Onlar hayatları boyunca kendilerine yollanan Kitaplara uymuşlar, insanlara bu kitapları tebliğ etmişler, bunu öğretmişler ve hayatlarına bu kitaplardaki hükümleri aktarmışlardır.

Bizim de Rasulleri örnek almamızın tek yolu, sadece Kuran'ı dinde kaynak kabul etmekle olabilir.

2 Mayıs 2013 Perşembe

Peygambere uymak / itaat etmek ne demektir ?


Sünnetin / hadisin de Kuran gibi şeri delil olduğunu, onun da vahiy olduğunu ve Kuran'dan sonra uymamız gereken 2. bir kaynak olduğunu iddia edenlerin Kuran'dan getirdikleri deliller şunlardır:

قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ     فَإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ [٣:٣٢
De ki, Allah'a ve Rasul'e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez. (Al-i İmran 3:32)

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ  وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا [٣٣:٣٦
Allah ve Rasulü bir işte hüküm verdiği zaman, hiçbir inanan erkek ve kadın o işte seçim hakkına sahip değildir. Kim Allah'a ve elçisine isyan ederse açık bir biçimde sapmış olur. (Ahzab 33:36)

Allah ve Elçisine / Rasulüne uymak ile ilgili geçen ayetlerde Allah'ı Kur'an, Rasulü de hadis olarak tevil edenler şunu söylüyorlar. Allah bizden 2 kaynağa uymamızı emretti; birincisi Kur'an, ikincisi hadis/sünnet.

Bu iddiaya bir kaç yönden cevap verilebilir:
  • Şayet Allah ile kastedilen Kur'an ise, Allah isminin geçtiği yerleri Kur'an olarak anlayabilir miyiz ? Sözgelimi Kuran'da pekçok yerde geçen “Allah bize yeter” mealindeki hitabı “Kuran bize yeter” olarak anlayabilir miyiz ?
  • Gene Rasul olarak kastedilen hadis (Buhari, Müslim, vb) ise, Kur'an'da her Rasul geçen yeri hadis olarak anlayabilir miyiz ? Mesela ganimetlerin 5'te birinin peygamber için olduğu söylenen Enfal suresi 41. ayete göre, olası bir ganimetten belli bir pay mesela hadis kitabı bastırmak için mi kullanılacaktır ?
  • Yusuf suresi 40. ve 67. ayette ve Enam suresi 57. ayette geçen (إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ) “hüküm ancak Allah'ındır” ayetine göre de, hüküm koyan sadece Allah'tır / Kuran'dır, dememiz gerekmez mi ? Bu ayetlerin tamamını beraber düşününce Rasul sadece Allah'ın koyduğu hükmü iletmiş olmaz mı ? Rasul de ayrıca hüküm koyabiliyorsa “hüküm ancak Allah'ındır” ayeti ne ifade etmektedir ? Bu mantığa göre ayetin “Hüküm Allah'ın ve Rasul'ünündür” şeklinde gelmesi gerekmez miydi ?
  • Kehf Suresi 26. ayette (مَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا) “O, hükmüne kimseyi ortak etmez” denildikten sonra, bir sonraki ayette geçen (وَاتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَ) “Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku” ibaresini beraber düşününce; Allah Rasulü'ne vahyedilenin ona indirilen Kuran olduğu ve Allah Rasulü'ne uymanın da Kuran'a uymak olduğu anlaşılmamakta mıdır?
Bütün bu sorular, yukarıdaki anlayışın doğru olmadığını göstermek, bu anlayıştaki çelişkiyi ortaya koymak için sorulmuştur. Yoksa tek başına bu ayetleri bu tarzda anlamak (bağlamlarından kopuk ele alındıkları için) sağlıklı değildir.

Basit bir düşünce ile ayetlerde geçen Allah ve Rasul'e uyun hitabında Allah yerine Kur'an, Rasul yerine sünnet ibarelerini kullanmanın ne kadar saçma olduğunu ve anlamı ne kadar değiştirdiğini görebiliriz. Söylenecek şeylerin en önemlisi şudur: Allah ve Rasulü ibaresinde geçen Rasul kelimesinin hangi anlamda kullanıldığını görmek için gene Kuran'a bakmak lazımdır. Rasul kavramı ile sünnet / hadisin kullanıldığı Kuran'da geçmemektedir. O halde her hangi bir delil olmadan Rasul yerine hadis ibaresi konulamaz.

Zira Rasul “elçi” demektir ve elçi ancak kendisine verilen mesajı iletmekle görevlidir. Allah Rasulünün de Kuran'ı, sadece Kuran'ı tebliğ ile görevlendirildiği çok açıktır. Allah ve Rasulü ibaresinde geçen Rasul'den ne kastedildiğine ayetlerden bakalım:

Rasulullah'ın Bildirdiği tek mesaj Kuran'dır
قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً     قُلِ اللَّه شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ     وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَٰذَا الْقُرْآنُ لِأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ... [٦:١٩
De ki: "Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?". De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım... (En-am 6:19)

كِتَابٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلَا يَكُن فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِ وَذِكْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ [٧:٢
(Bu,) sana indirilen bir Kitab'tır. Onunla uyarman ve inananlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın. (Araf 7:3)

نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ     وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ     فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ [٥٠:٤٥
Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver. (Kaf 50:45)

وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا فِيهِ    وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [١٦:٦٤
Sana bu kitabı indirdik ki, anlaşmazlığa düştükleri konuları kendilerine bildiresin. Bu kitap, inanan bir topluluk için bir yol göstericidir, bir rahmettir. (Nahl 16:64)

Rasulullah sadece Kuran ile hükmetmiştir
وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ  فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ  وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ  لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا  وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَٰكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ  فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ  إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ [٥:٤٨
Sana da, önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevalarına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak, verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. (Maide 5:48)

وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ    فَإِن تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ    وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ [٥:٤٩
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır. (Maide 5:49) 

Rasulullah Kuran'dan başka bir kaynak kabul edemez
أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًا      وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ    فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ [٦:١١٤
Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (Enam 6:114)

قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً     قُلِ اللَّهُ     شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ    وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَٰذَا الْقُرْآنُ لِأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ    أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ آلِهَةً أُخْرَىٰ    قُل لَّا أَشْهَدُ    قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ [٦:١٩
De ki: “Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah'la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?” De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” “O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım” de. (Enam 6:19)

وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ    قَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا ائْتِ بِقُرْآنٍ غَيْرِ هَٰذَا أَوْ بَدِّلْهُ    قُلْ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أُبَدِّلَهُ مِن تِلْقَاءِ نَفْسِي  إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ    إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ [١٠:١٥
Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, “Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki, “Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım.” (Yunus 10:15)

أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ      إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَىٰ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [٢٩:٥١
Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır. (Ankebut 29:51)

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِّنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ إِلَىٰ كِتَابِ اللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ وَهُم مُّعْرِضُونَ [٣:٢٣
Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar. (Al-i İmran 3:23)

إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلَىٰ مَعَادٍ   قُل رَّبِّي أَعْلَمُ مَن جَاءَ بِالْهُدَىٰ وَمَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ [٢٨:٨٥
Kur'ân'ı sana farz kılan Allah, elbette seni dönülecek yere döndürecektir. De ki: “Rabbim, kimin hidayetle geldiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir.” (Kasas 28:87)

وَمَا كُنتَ تَرْجُو أَن يُلْقَىٰ إِلَيْكَ الْكِتَابُ إِلَّا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ    فَلَا تَكُونَنَّ ظَهِيرًا لِّلْكَافِرِينَ [٢٨:٨٦
Sen, bu kitabın sana vahyolunacağını ummuyordun. Bu ancak Rabbinden bir rahmettir. O halde sakın kâfirlere arka çıkma! (Kasas 28:88)

وَلَا يَصُدُّنَّكَ عَنْ آيَاتِ اللَّهِ بَعْدَ إِذْ أُنزِلَتْ إِلَيْكَ   وَادْعُ إِلَىٰ رَبِّكَ    وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ [٢٨:٨٧
Allah'ın âyetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar seni bu âyetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et. Asla müşriklerden olma!  (Kasas 28:89)

Rasulullah Kuran'ı terkedenlerden şikayetçidir
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَٰذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا [٢٥:٣٠
Ve Rasul dedi ki: “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktılar.” (Furkan 25:30)

Şimdiye kadar Allah ve Rasulü ibaresinin tutarsızlığını gösteren bazı sorular sorup, gerçekte Rasul'ün sadece Kuran'ı getirdiğini, ona vahyedilenin sadece Kuran olduğunu gösteren ayetlerden örnekler verdik. Ancak Allah ve Rasulü ibaresinin yanlış anlaşılmasındaki bizce en büyük etken yanlış çeviridir. Aşağıdaki açıklama aynı zamanda Kuran ve Hikmet tamlamasındaki hatalı anlayışa da cevap vermiş olacaktır. (Ancak gene de Kuran ve Hikmet bu bölümden bağımsız olarak ayrıca incelenecektir.)

Önemli bir çeviri hatası

İddia şudur: Kuran'da pek çok yerde geçen Allah'a ve Rasul'e uyun emrindeki Allah ile kastedilen Kuran, Rasulü ile kastedilen sünnettir. (Gene pek çok yerde geçen kitap ve hikmet tabirlerindeki kitaptan kastedilen Kuran, hikmetten kastedilen ise sünnettir.) Bu iki tamlamadaki gerek Allah ve Rasulü (gerek Kitap ve Hikmet olsun),  “ve” bağlacını yanlış anlamadan kaynaklanan bir anlayışla birbirinden farklı şeyler olarak düşünülmektedir.

Allah ve Rasulü kelimesindeki “ve” bağlacını, birbirini tamamlayan değil de, birbirinden farklı gören anlayış isabetli değildir. Ortadaki “ve” bağlacı nedeni ile; Allah demek Kuran demektir, “ve Rasulü” denildiğine göre, bu da Kuran'dan başka bir şey olmalıdır demek; bariz bir hatadır.

Biraz daha netleştirmek için, matematiksel bir dille açıklayalım:

“Ve” bağlacı Kuran'da “A” ve “B” şeklinde kullanıldığında, her zaman A ve B'nin farklı şeyler olduğu anlamı çıkmaz. “Ve” bağlacının farklı kullanımları Kuran'da geçmektedir.

Bir örnek verelim:
يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ  قَدْ جَاءَكُم مِّنَ اللَّهِ نُورٌ وَ كِتَابٌ مُّبِينٌ [٥:١٥
Ey Kitap Ehli, kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve birçoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi. (Maide 5:15)

Burada ehlikitaba nur ve kitap olarak iki farklı şey gelmemiştir. Apaçık bir kitap olarak nur gelmiştir. O halde ayetin çevirisi "Size Allah 'tan bir ışık, yâni; apaçık bir kitap geldi” şeklinde olmalıdır.(Bu açıklama Mevdudi'nin Tefhimul Kuran'ından alınmıştır) Bu yorum doğru kabul edilmese bile, alimlerin sırf arada ve bağlacı var diye kitap ve nuru ayrı şeyler olarak anlamaması bizim için yeterlidir.

Bazı zamanlarda da; “A” ve “B” denildiğinde; “B”, “A”nın bir parçası, “A”nın bariz bir özelliği, “A”nın önemli bir kısmı... şeklinde anlaşılır.
وَأَعِدُّوا لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ ... [٨:٦٠
Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın... (Enfal 8:60)

Bu örnekte de, “besili atlar”  “kuvvet”den farklı bir şey değil, aksine kuvvetin bir parçasıdır. Sırf arada “ve” bağlacı var diye besili atlar ile kuvvetin birbirinden farklı bir şey olduğunu düşünülmemektedir.

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلَاةِ الْوُسْطَىٰ وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ [٢:٢٣٨
Namazlara ve orta namaza dikkat edin. Kendinizi tümüyle Allah'a vererek namaza durun. (Bakara 2:238)

Ayette namazlara ve orta namaza dikkat edin ibaresi geçmektedir. Namaz olarak tercüme edilen kelimenin orjinali “salat”dır. Salat; dua, destek, namaz anlamlarında kullanılan bir kelimedir. Şayet sırf ve bağlacı ile bağlandı diye namazları ve orta namazı birbirinden farklı kavramlar olarak anlayacak olsaydık, ayeti; namazlara ve orta duaya dikkat edin diye tercüme etmemiz gerekebilirdi. Ama bu ayet Namazlara özellikle orta namaza dikkat edin şeklinde anlaşılmıştır. Bu örnekte de görüleceği üzere, sırf arada “ve” bağlacı var diye birbirine bağlanan “A” ve “B” birbirinden farklı şeyler olmak durumunda değildir.
تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ [٧٠:٤
Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar. (Mearic 70:4)

Bu ve başka pek çok ayette geçen Melekler ve Ruh ibarelerindeki ruhdan kastedilenin Cebrail olduğu pek çok müfessir tarafından söylenmiştir. (Razî gibi sözkonusu ayette yer alan Ruh’un Cebrail olduğunu söyleyen alimlere göre, meleklerle beraber ayrıca ona vurgu yapılması, onun büyüklüğüne, Allah katındaki değerine, melekler arasındaki saygın konumuna işaret etmek içindir. Razî, ilgili ayetin tefsiri) O halde bu kişiler ayeti Melekler ve Cebrail olarak anlamıştır. Ruh'dan kastedilenin Cebrail olmadığını iddia edenler bile, olaya gramer açısından yaklaşmamışlar, Cebrail zaten bir melektir; bu nedenle melekler ve Cebrail denilemez, “ve” bağlacı ile bağlandığına göre ruh Cebrail'den farklı olmalıdır dememişlerdir. Konumuz itibari ile ruh'dan kastedilenin Cebrail olup olmadığı önemli değildir. Burada yapılan, arapçada “ve” bağlacı geçtiği zaman, her zaman iki farklı kavramı birbirine bağlanmadığını göstermektir. Bir grup müfessir; Cebrail, melek grubundan olduğu halde, önemine binaen melekler ve ruh denilerek ayrıca telaffuz edildiğini düşünmektedir. Anlam olarak ruh'un Cebrail anlamına gelmediği söylense bile, burada Arapça'da ve bağlacının nasıl anlaşıldığını göstermek bakımından bu örnek verilmiştir.

Kısacası, gerek Allah ve Rasulü ibaresi olsun, (gerek Kuran ve Hikmet ibaresi olsun), sırf bu iki kelime birbirine “ve” bağlacı ile bağlandı diye bunlar birbirinden tamamen farklı kavramlardır demek hatalı bir görüştür. Bu anlamı vermek için -yani Rasul yerine ve hikmet yerine hadis'i kullanmak için- Kuran'dan bir delil gerekmektedir ki, bu yoktur. Kuran'ın hiç bir yerinde Rasul veya Hikmet peygamberin sözü / uygulaması / hadis kitabı olarak geçmemektedir.
Son iki örnek ile konumuzu kapatalım:
بَرَاءَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدتُّم مِّنَ الْمُشْرِكِينَ [٩:١
(Bu,) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Rasûlü’nden kesin bir ültimatomdur / uyarıdır. (Tevbe 9:1)

Bu ayetlerin Allah ve Rasulünden bir ültimatom olduğu söylenmektedir. Şayet “ve” bağlacını, birbirinden farklı iki şeyi bağlayan şekilde anlarsak, Allah ve Rasulü'nün tevbe suresinin bahsedilen ayetlerini beraber yazdığını söylemiş oluruz.

Halbuki anlam çok farklıdır. Rasul / elçi, ancak kendine verilen mesajı tebliğ eder. O halde Rasul'e uymak, ona verilen mesaja uymak demektir, o da Kuran'a uymak demektir. Ültimatomdan bahseden ayetler Allah'tandır, ancak elçi onu tebliğ ile görevli olduğu için burada Allah Rasulü de zikredilmiştir.

 ۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [١٦:٣٥   
Elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı ? (Nahl  16:35)
 
قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ     فَإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ      وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا    وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٢٤:٥٤
De ki: "Allah'a itaat edin, Rasûl’e itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık Onun sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer Ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir." (Nur 24:54)

Bir başka ayete bakınca gördüğümüz ise şudur:
وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ   فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ   مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ ۚ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم  مِّن بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ   وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً أَوِ امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ   فَإِن كَانُوا أَكْثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِي الثُّلُثِ   مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَىٰ بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ    وَصِيَّةً مِّنَ اللَّهِ    وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ [٤:١٢
Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin altıda biridir. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeşler mirasın üçte birini zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır. (Nisa 4:12)

تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ    وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا   وَذَٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ [٤:١٣
İşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur. (Nisa 4:13)

Burada da miras ile ilgili hüküm bir önceki ayette açıklandıktan sonra, Nisa 13'de bunlar Allah'ın hududur denilip, hemen Allah ve Rasulü'ne itaatten bahsedilmektedir. Ayetler Allah ve Rasulü tarafından beraberce yazılmadığı halde, tebliğ eden Rasulü olduğu için Allah ve Rasulü'ne uyun denilmiştir.
   
Rasul, adı üstünde elçidir. Hükümdar birine elçi üzerinden emir yollayıp “bana ve elçime itaat edin” derse; bu hükümdarın yanı sıra elçiye itaat şeklinde yorumlanmaz.
“Allah ve Peygamberine itaat”, Allah’ın Peygamberi üzerinden ilettiği sözüne itaat demektir. Kısacası ayetlerde geçen Allah'a ve Rasul'e uyun hitabındaki “ve Rasul'e uyun” emri, “Kuran'a uyun” demektir. O halde aşağıda geçen üç ibare de aynı anlamı ifade eder.

Allah'a uyun, elçiye uyun
Allah'a uyun, mesajına uyun
Allah'a uyun, Kuran'a uyun
Bunların hepsi aynı şeydir.

Kısacası Kuran'da geçen Allah ve Rasul'üne uyun hitabını üstteki gibi anlamak:
  1. Kuran bütünlüğüne
  2. Arapça gramere
  3. Akli delillere son derece uygundur.

Aksini anladığımız durumda Allah-u Teala bir elimize Kuran'ı, diğer elimize Buhari + Müslim + Tirmizi + Ebu Davud + İmam Malik'in Muvattası başta olmak üzere pek çok kitabı almamızı emretmiş olacaktır. Hadisler Kuran'ı anlamak için bir tercüman niteliğinde değerlendirilse belki sorun olmayacaktı. Ancak uygulamada gördüğümüz şudur: Çoğu zaman hadisler Kuran'la çelişmektedir ve çelişki durumunda insanlar Kuran'a değil hadislere uymaktadırlar. O halde açıkça Allah'ın mesajının yanına başka kaynaklar eş koşulmaktadır.