8 Mayıs 2013 Çarşamba

Çarpıtılan bazı ayetler 2 - Haşr 59:5

Allah Rasulü'nün Kuran'dan başka vahiyle emirler verdiğini iddia edenlerin kullandığı delillerden biri de şudur:
مَا قَطَعْتُم مِّن لِّينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَىٰ أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ [٥٩:٥
Hurma ağaçlarından her hangi bir şey kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle ve O'nun, yoldan çıkanları cezalandırması içindir. (Haşr 59:5)

Bu ayetin esbabı nüzule göre olan tefisirinde şu anlatılır: Nadiroğulları ile yapılan savaşta; Müslümanlar, kalenin etrafındaki hurma ağaçlarını, düşmanı teslim olmaya zorlamak amacıyla kesmişlerdir. Ayette anlaşılacağı üzere ağaçları kesme işini Allah'tan izin alarak yapmışlardır. Bu izin Kuran ayeti ile gelmediğine göre Allah Rasulü'nden bir vahiy ile bildirilmiş olmalıdır.


Halbuki biraz derin bir bakışla buradaki iznin “ağaçları kesmenizde sizin için sakınca yoktur” mealinde sözlü bir izin olmadığı açıktır. Kaldı ki, savaş ortamında, en büyük günahlardan olan insanı öldürmek bile mübahken; Müslümanların ağaç kesmek için izin istemeleri tuhaf bir anlayıştır. Burada kastedilen, insanların yaptığı şeylerin Allah'ın kontrolü dahilinde olduğudur ve bunun bariz bir örneği olarak şu ayet gösterilebilir:

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَٰكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ   وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَٰكِنَّ اللَّهَ رَمَىٰ   وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَاءً حَسَنًا   إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ [٨:١٧
Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmıyordun; Allah atıyordu. Fakat böylece inananları güzel bir sınavla ödüllendirir. Allah İşitendir, Bilendir. (Enfal 8:17)

Burada da Allah-u Teala; insanların yaptığı fiillerin aslında kendi kontrolünde olduğunu ifade etmektedir. O halde Haşr suresi 5. ayette geçen iznin de; Allah'tan Müslümanlara sözlü bir “ağaçları kesebilirsiniz” izni olmadığı açığa çıkmaktadır.

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Kuran Dışı Vahiy


Allah Rasulü'nün Kuran dışında vahiy alıp almadığı tartışma konusu bir durumdur. Bir uçtakiler Allah Rasulü'nün her söylediği vahiydir, o heva ve hevesinden konuşmaz deyip işi iyice abartmış  ve O'nun ölümünden yüzlerce yıl sonra yazılan pek çok uydurmaya vahiy gözüyle bakmışlardır. Bir kesim de, Allah Rasulü'nün Kuran'dan başka vahiy almadığını iddia etmektedirler. Şimdi konuyu Kuran ışığında incelemeye çalışalım:

Allah'ın (seçtiği) insanlarla iletişime geçtiğinde şüphe yoktur.

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ   إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ [٤٢:٥١
Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi istisna. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Şura 42:51)

Gene Allah Rasulü'nün Kuran'ı vahiy yoluyla aldığı tartışılmazdır.

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَىٰ قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ [٢:٩٧
Söyle; her kim Cebrail'e düşman ise iyi bilsin ki, Kur'ân'ı senin kalbine Allah'ın izniyle kendinden önceki vahiyleri onaylayıcı, müminlere hidayet ve müjde kaynağı olmak üzere o indirdi. (Bakara 2:97)

Bu konuda Müslümanlar hem fikir halindedir, bu nedenle daha fazla örnek vermeye gerek yoktur. Şimdi tartışmalı olan konu ile ilgili ayetlere bakalım:

Örnek 1

وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَىٰ بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَن بَعْضٍ   فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنبَأَكَ هَٰذَا    قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ [٦٦:٣
Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber (eşine) bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: "Bunu sana kim söyledi?" dedi. Peygamber "Bilen, her şeyden haberi olan Allah bana söyledi." dedi. (Tahrim 66:3)

Bu ayetten ilk bakışta anlaşılan şudur: Allah Rasul'ü eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Eşi de, bu sözü bir başkasına aktarmıştı. Bunu Allah-u Teala elçisine bildirince, o da eşine söylediği sözün bir kısmını açıkladı. Bu anlayışa göre Allah, peygamberimize Kuran dışı bir yolla bir bilgi vermiş oluyor.

Bu ayetten şu da anlaşılabilir: Bir şekilde Allah Rasul'ü eşinin bu sözü başkasına söylediğini farketti veyahut kendine bu söz söylenen kişi gelip bunu Allah Rasul'üne haber verdi. Peygamberimiz de bunu eşine ilettiği zaman, “bunu sana kim söyledi ?” sorusuna “ben bu olayı şu şekilde öğrendim” veya “bana şu söyledi” demek yerine bunu Allah'a izafe etti. Bu, bizim de günlük hayatta sık sık kullandığımız bir kalıptır. Bir şekilde olmadık bir şeyi duyunca “bunu Allah ortaya çıkardı”, “bunu Allah duyurdu” deriz.


Örnek 2

وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنتُمْ أَذِلَّةٌ    فَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ [٣:١٢٣
Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah size Bedir'de yardım etmişti. Allah'tan sakının ki, O'na şükretmiş olasınız. (Al-i İmran 3:123)
إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَن يَكْفِيَكُمْ أَن يُمِدَّكُمْ رَبُّكُم بِثَلَاثَةِ آلَافٍ مِّنَ الْمَلَائِكَةِ مُنزَلِينَ [٣:١٢٤
O zaman sen müminlere: “Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun. (Al-i İmran 3:124)
بَلَىٰ   إِن تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُم مِّن فَوْرِهِمْ هَٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُم بِخَمْسَةِ آلَافٍ مِّنَ الْمَلَائِكَةِ مُسَوِّمِينَ [٣:١٢٥
Evet, sabreder ve (Allah'tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder. (Al-i İmran 3:125)
وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَىٰ لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُم بِهِ   وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِندِ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ [٣:١٢٦
Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandır. (Al-i İmran 3:126)

Ayetlerden anlaşılacağı üzere Allah, Müslümanlara Bedir Savaşı'ndaki olaylardan bahsediyor ve Bedir Savaşı sırasında Allah Rasulü'nün “üç bin melekle yardım” konusunda Müslümanları müjdelediğini hatırlatıyor. Gene ayetin devamında bu müjdeyi, Müslümanların kalpleri yatışsın diye Allah'ın bildirdiğini söylüyor. O halde bu ayetten şu anlaşılabilir: Bedir Savaşı sırasında Peygamberimiz, Allah'tan aldığı meleklerle yardım müjdesini ashabına iletmiştir. Bu müjdenin ayetle gelmediği de açıktır. O halde Allah Rasul'ü hem Kuran dışı vahiy almıştır, hem de bunu ashabına bildirmiştir.

Fakat bu ayetten şu da anlaşılabilir: Allah Rasul'ü peygamber olması özelliği ile melekleri görebiliyordu (buna kanıt olarak Necm Suresi 5-11. ayetler arasına bakabilirsiniz.) Peygamberimiz savaş sırasında pek çok meleğin yardım için indiğini gördü ve bunu Müslümanlara bildirdi. Bu bildirim sırasında ise pek çok insanın yapacağı bir genellemede bulunarak meleklerin sayısını göz kararı 3.000 olarak saydı ve bu rakamı verdi. Ancak Bedir Savaşı'nı anlatan ayetler geldiğinde Allah-u Teala hem peygamberimizin göz kararı verdiği 3.000 sayısından bahsetti hem de meleklerin gerçek sayısı olan 5.000 rakamını bildirdi. Şayet meleklerin sayısını iddia edildiği gibi Allah bildirmiş olsaydı, peygamberimizin 3.000 değil 5.000 demesi gerekirdi.

Örnek 3

وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللَّهُ أَن يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ [٨:٧
Allah iki gruptan birisini (yenmeyi) size söz vermişti; siz ise, güçsüz olanıyla karşılaşmayı istiyordunuz. Oysa Allah kelimeleriyle hakkı gerçekleştirmek ve kafirlerin ardını kesmeyi diliyor. (Enfal 8:7)

Bu ayete göre Allah Müslümanlara iki gruptan birini savaşta yenme sözü veriyor. Bu söz bu ayetle veriliyor olamaz zira geçmiş zamanda bu sözün verildiği bellidir. Gene bildiğimiz kadarıyla Allah'ın müslümanlara “siz yakında iki gruptan biriyle karşılaşacaksınız” mealinde bir haber verdiği ayet yoktur. O halde bu ayetten anlaşılan şudur: Allah-u Teala Rasulü aracılığı ile Müslümanlara iki gruptan birini yenecekleri haberini bildirmiştir. Bu da elbette peygamberimizin Kuran dışı vahiy aldığına dair bir delildir.


Görebildiğim kadarıyla Allah Rasulü'nün Kuran dışı vahiy aldığına delil olarak kullanmaya uygun bu üç ayetten başkası yoktur. Gerçi bu iddiada olanlar başka ayetleri de delil olarak kullanmaktadırlar (Bakara 2:144, 187, 238, 239 - Haşr 59:5 - Ahzab 33:37 – Fetih 48:15 – Kıyame 75:19) Ancak bu ayetlerin Kuran dışı vahiy olarak anlaşılmaları; bağlamlarından kopuk değerlendirmeleri hatta çarpıtılmaları neticesi oluşan anlayışlardır diye düşünüyorum. Bu nedenle sadece bu üç ayet üzerinde duracağız.

Şahsi kanaatim peygamberimizin Kuran haricinde de Allah'tan gerek vahiy yoluyla olsun, gerek Melekler vasıtası ile olsun bir takım bilgiler aldığı yönündedir. Örnek olarak verdiğimiz üç ayetten ilk bakışta anlaşılan da budur. Fakat dikkatli bir bakışla şu görülür: Allah Rasulü'nün aldığı bu vahiyler Kuran'dan çok farklıdır. Bunlar ya kendisi ile ilgili özel şeylerdir, veyahut o anda yaşanan olaylarla ilgili spesifik durumlara has özel haberlerdir. Bu tür vahiylerin tüm zaman ve mekanlar için geçerli olan ve biz Müslümanların düşüncelerini / hareketlerini şekillendiren Kuran'dan farklı olduğu aşikardır. Bu vahiyler bizi bağlamamaktadır ve bu vahiylerde bizim hayatımıza aktaracağımız hiç bir husus yoktur. Zaten bu nedenle Allah Rasulü bu vahiyleri yazdırmamıştır ve bunlar Kuran'da direkt geçmemiştir.

O halde bilmemiz gereken husus şudur: Elbette peygamberimiz yüklendiği zorlu görev sırasında Allah'tan bir takım haberler / müjdeler vb. almıştır, alması normaldir (Meryem'in aldığı vahiyler gibi) Ancak, bu tür bilgiler her ne kadar Allah'tan gelmesi itibari ile vahiy olsalar da, biz Müslümanlar'ın hayatı için bir örnek teşkil etmemektedirler, bizi bağlayan yönleri yoktur. Biz Müslümanları bağlayan tek vahiy Kuran'dır ve Allah'ın koruması altında hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir.

Allah Rasulü'nün Kuran dışı vahiy aldığını söyleyip; bu vahyi Kuran emirlerine taban tabana zıt hadis kitaplarını meşrulaştırmak için kullanmak doğru yoldan sapmaktır.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Çarpıtılan bazı ayetler 1 - Nahl 16:44

Çarpıtılan bazı ayetler başlığı altında; hadislerin de Kuran gibi vahiy olduğunu veya Kuran'ın hadislere muhtaç olduğunu iddia edenlerin, bağlamından kopuk olarak kullandığı bazı ayetler hızlı bir şekilde incelenecektir.

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ    وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ [١٦:٤٤
(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni beyan edesin ve onlar da iyice düşünsünler, diye. (Nahl 16:44)

İddia şu: Sana Kuran'ı indirdik ki, tebliğ edesin demiyor ayette; “beyan edesin diye” diyor. Bu beyan da açıklama / yorumlama / tefsir etmedir. Bu yorum nasıl olacak ? Kuran'la olmaz ki, bu yorum ancak Peygamberin Cebrail'den aldığı bilgilerle olur. İşte bu bilgilerin adı sünnettir / hadistir.  Sünnet (1) Kuran'ın müşkilini açıklar. Yani net olmayan hususlarını izah eder. (2) Kuran'ın kısa geçtiği, detay vermediği kısımları detaylandırır...  Açıklama böylece devam ediyor.

Bu açıklamanın can alıcı noktası, beyan etmekten neyin kastedildiğidir ? Nahl (16:44) ayetinde geçen (لِتُبَيِّنَ) litubeyyine ibaresi “beyan etmen için” diye tercüme edilebilir. Beyan etme temelde 2 anlama gelir. (1) Bir şeyi söylemek, bildirmek (2) anlaşılmaz bir sözü açıklamak, tefsir etmek. Bu ayette geçen beyan acaba hangi anlamda kullanılmış olabilir?

Kuran bütünlüğü açısından ele alırsak 2. anlam çok da uygun değildir. Zira Kuran kendini gene beyan kökünden gelen mübin (açık) olarak tanımlar, mufassal (detaylı) olduğunu söyler ve öğüt alınması için kolaylaştırıldığından bahseder. Bütün bunların yanında beyan ifadesinin kullanıldığı şu ayete bakalım:
وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا         فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ [٣:١٨٧
Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara beyan edeceksiniz, onu gizlemeyeceksiniz.” diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür. (Ali-İmran 3:187)

Bu ayette de beyan ibaresi geçmektedir. (لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ) le tubeyyinunne hu linnasi – onu insanlara beyan edeceksiniz ibaresi (وَلَا تَكْتُمُونَهُ) ve la tektumunehu – onu gizlemeyeceksiniz ibaresinin zıt anlamı olarak kullanılmıştır. Bu ayetle beraber düşününce beyan kelimesinin açıklamak / tefsir etmek etmek anlamında değil, söylemek anlamında kullanıldığı barizdir.

2 Mayıs 2013 Perşembe

Peygambere uymak / itaat etmek ne demektir ?


Sünnetin / hadisin de Kuran gibi şeri delil olduğunu, onun da vahiy olduğunu ve Kuran'dan sonra uymamız gereken 2. bir kaynak olduğunu iddia edenlerin Kuran'dan getirdikleri deliller şunlardır:

قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ     فَإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ [٣:٣٢
De ki, Allah'a ve Rasul'e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez. (Al-i İmran 3:32)

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ  وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا [٣٣:٣٦
Allah ve Rasulü bir işte hüküm verdiği zaman, hiçbir inanan erkek ve kadın o işte seçim hakkına sahip değildir. Kim Allah'a ve elçisine isyan ederse açık bir biçimde sapmış olur. (Ahzab 33:36)

Allah ve Elçisine / Rasulüne uymak ile ilgili geçen ayetlerde Allah'ı Kur'an, Rasulü de hadis olarak tevil edenler şunu söylüyorlar. Allah bizden 2 kaynağa uymamızı emretti; birincisi Kur'an, ikincisi hadis/sünnet.

Bu iddiaya bir kaç yönden cevap verilebilir:
  • Şayet Allah ile kastedilen Kur'an ise, Allah isminin geçtiği yerleri Kur'an olarak anlayabilir miyiz ? Sözgelimi Kuran'da pekçok yerde geçen “Allah bize yeter” mealindeki hitabı “Kuran bize yeter” olarak anlayabilir miyiz ?
  • Gene Rasul olarak kastedilen hadis (Buhari, Müslim, vb) ise, Kur'an'da her Rasul geçen yeri hadis olarak anlayabilir miyiz ? Mesela ganimetlerin 5'te birinin peygamber için olduğu söylenen Enfal suresi 41. ayete göre, olası bir ganimetten belli bir pay mesela hadis kitabı bastırmak için mi kullanılacaktır ?
  • Yusuf suresi 40. ve 67. ayette ve Enam suresi 57. ayette geçen (إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ) “hüküm ancak Allah'ındır” ayetine göre de, hüküm koyan sadece Allah'tır / Kuran'dır, dememiz gerekmez mi ? Bu ayetlerin tamamını beraber düşününce Rasul sadece Allah'ın koyduğu hükmü iletmiş olmaz mı ? Rasul de ayrıca hüküm koyabiliyorsa “hüküm ancak Allah'ındır” ayeti ne ifade etmektedir ? Bu mantığa göre ayetin “Hüküm Allah'ın ve Rasul'ünündür” şeklinde gelmesi gerekmez miydi ?
  • Kehf Suresi 26. ayette (مَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا) “O, hükmüne kimseyi ortak etmez” denildikten sonra, bir sonraki ayette geçen (وَاتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَ) “Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku” ibaresini beraber düşününce; Allah Rasulü'ne vahyedilenin ona indirilen Kuran olduğu ve Allah Rasulü'ne uymanın da Kuran'a uymak olduğu anlaşılmamakta mıdır?
Bütün bu sorular, yukarıdaki anlayışın doğru olmadığını göstermek, bu anlayıştaki çelişkiyi ortaya koymak için sorulmuştur. Yoksa tek başına bu ayetleri bu tarzda anlamak (bağlamlarından kopuk ele alındıkları için) sağlıklı değildir.

Basit bir düşünce ile ayetlerde geçen Allah ve Rasul'e uyun hitabında Allah yerine Kur'an, Rasul yerine sünnet ibarelerini kullanmanın ne kadar saçma olduğunu ve anlamı ne kadar değiştirdiğini görebiliriz. Söylenecek şeylerin en önemlisi şudur: Allah ve Rasulü ibaresinde geçen Rasul kelimesinin hangi anlamda kullanıldığını görmek için gene Kuran'a bakmak lazımdır. Rasul kavramı ile sünnet / hadisin kullanıldığı Kuran'da geçmemektedir. O halde her hangi bir delil olmadan Rasul yerine hadis ibaresi konulamaz.

Zira Rasul “elçi” demektir ve elçi ancak kendisine verilen mesajı iletmekle görevlidir. Allah Rasulünün de Kuran'ı, sadece Kuran'ı tebliğ ile görevlendirildiği çok açıktır. Allah ve Rasulü ibaresinde geçen Rasul'den ne kastedildiğine ayetlerden bakalım:

Rasulullah'ın Bildirdiği tek mesaj Kuran'dır
قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً     قُلِ اللَّه شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ     وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَٰذَا الْقُرْآنُ لِأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ... [٦:١٩
De ki: "Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?". De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım... (En-am 6:19)

كِتَابٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلَا يَكُن فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِ وَذِكْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ [٧:٢
(Bu,) sana indirilen bir Kitab'tır. Onunla uyarman ve inananlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın. (Araf 7:3)

نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ     وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ     فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ [٥٠:٤٥
Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver. (Kaf 50:45)

وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا فِيهِ    وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [١٦:٦٤
Sana bu kitabı indirdik ki, anlaşmazlığa düştükleri konuları kendilerine bildiresin. Bu kitap, inanan bir topluluk için bir yol göstericidir, bir rahmettir. (Nahl 16:64)

Rasulullah sadece Kuran ile hükmetmiştir
وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ  فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ  وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ  لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا  وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَٰكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ  فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ  إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ [٥:٤٨
Sana da, önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevalarına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak, verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. (Maide 5:48)

وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ    فَإِن تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ    وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ [٥:٤٩
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır. (Maide 5:49) 

Rasulullah Kuran'dan başka bir kaynak kabul edemez
أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًا      وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ    فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ [٦:١١٤
Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (Enam 6:114)

قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً     قُلِ اللَّهُ     شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ    وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَٰذَا الْقُرْآنُ لِأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ    أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ آلِهَةً أُخْرَىٰ    قُل لَّا أَشْهَدُ    قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ [٦:١٩
De ki: “Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah'la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?” De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” “O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım” de. (Enam 6:19)

وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ    قَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا ائْتِ بِقُرْآنٍ غَيْرِ هَٰذَا أَوْ بَدِّلْهُ    قُلْ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أُبَدِّلَهُ مِن تِلْقَاءِ نَفْسِي  إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ    إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ [١٠:١٥
Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, “Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki, “Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım.” (Yunus 10:15)

أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ      إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَىٰ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [٢٩:٥١
Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan kitap, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır. (Ankebut 29:51)

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِّنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ إِلَىٰ كِتَابِ اللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ وَهُم مُّعْرِضُونَ [٣:٢٣
Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar. (Al-i İmran 3:23)

إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلَىٰ مَعَادٍ   قُل رَّبِّي أَعْلَمُ مَن جَاءَ بِالْهُدَىٰ وَمَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ [٢٨:٨٥
Kur'ân'ı sana farz kılan Allah, elbette seni dönülecek yere döndürecektir. De ki: “Rabbim, kimin hidayetle geldiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir.” (Kasas 28:87)

وَمَا كُنتَ تَرْجُو أَن يُلْقَىٰ إِلَيْكَ الْكِتَابُ إِلَّا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ    فَلَا تَكُونَنَّ ظَهِيرًا لِّلْكَافِرِينَ [٢٨:٨٦
Sen, bu kitabın sana vahyolunacağını ummuyordun. Bu ancak Rabbinden bir rahmettir. O halde sakın kâfirlere arka çıkma! (Kasas 28:88)

وَلَا يَصُدُّنَّكَ عَنْ آيَاتِ اللَّهِ بَعْدَ إِذْ أُنزِلَتْ إِلَيْكَ   وَادْعُ إِلَىٰ رَبِّكَ    وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ [٢٨:٨٧
Allah'ın âyetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar seni bu âyetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et. Asla müşriklerden olma!  (Kasas 28:89)

Rasulullah Kuran'ı terkedenlerden şikayetçidir
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَٰذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا [٢٥:٣٠
Ve Rasul dedi ki: “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktılar.” (Furkan 25:30)

Şimdiye kadar Allah ve Rasulü ibaresinin tutarsızlığını gösteren bazı sorular sorup, gerçekte Rasul'ün sadece Kuran'ı getirdiğini, ona vahyedilenin sadece Kuran olduğunu gösteren ayetlerden örnekler verdik. Ancak Allah ve Rasulü ibaresinin yanlış anlaşılmasındaki bizce en büyük etken yanlış çeviridir. Aşağıdaki açıklama aynı zamanda Kuran ve Hikmet tamlamasındaki hatalı anlayışa da cevap vermiş olacaktır. (Ancak gene de Kuran ve Hikmet bu bölümden bağımsız olarak ayrıca incelenecektir.)

Önemli bir çeviri hatası

İddia şudur: Kuran'da pek çok yerde geçen Allah'a ve Rasul'e uyun emrindeki Allah ile kastedilen Kuran, Rasulü ile kastedilen sünnettir. (Gene pek çok yerde geçen kitap ve hikmet tabirlerindeki kitaptan kastedilen Kuran, hikmetten kastedilen ise sünnettir.) Bu iki tamlamadaki gerek Allah ve Rasulü (gerek Kitap ve Hikmet olsun),  “ve” bağlacını yanlış anlamadan kaynaklanan bir anlayışla birbirinden farklı şeyler olarak düşünülmektedir.

Allah ve Rasulü kelimesindeki “ve” bağlacını, birbirini tamamlayan değil de, birbirinden farklı gören anlayış isabetli değildir. Ortadaki “ve” bağlacı nedeni ile; Allah demek Kuran demektir, “ve Rasulü” denildiğine göre, bu da Kuran'dan başka bir şey olmalıdır demek; bariz bir hatadır.

Biraz daha netleştirmek için, matematiksel bir dille açıklayalım:

“Ve” bağlacı Kuran'da “A” ve “B” şeklinde kullanıldığında, her zaman A ve B'nin farklı şeyler olduğu anlamı çıkmaz. “Ve” bağlacının farklı kullanımları Kuran'da geçmektedir.

Bir örnek verelim:
يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ  قَدْ جَاءَكُم مِّنَ اللَّهِ نُورٌ وَ كِتَابٌ مُّبِينٌ [٥:١٥
Ey Kitap Ehli, kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve birçoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi. (Maide 5:15)

Burada ehlikitaba nur ve kitap olarak iki farklı şey gelmemiştir. Apaçık bir kitap olarak nur gelmiştir. O halde ayetin çevirisi "Size Allah 'tan bir ışık, yâni; apaçık bir kitap geldi” şeklinde olmalıdır.(Bu açıklama Mevdudi'nin Tefhimul Kuran'ından alınmıştır) Bu yorum doğru kabul edilmese bile, alimlerin sırf arada ve bağlacı var diye kitap ve nuru ayrı şeyler olarak anlamaması bizim için yeterlidir.

Bazı zamanlarda da; “A” ve “B” denildiğinde; “B”, “A”nın bir parçası, “A”nın bariz bir özelliği, “A”nın önemli bir kısmı... şeklinde anlaşılır.
وَأَعِدُّوا لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ ... [٨:٦٠
Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın... (Enfal 8:60)

Bu örnekte de, “besili atlar”  “kuvvet”den farklı bir şey değil, aksine kuvvetin bir parçasıdır. Sırf arada “ve” bağlacı var diye besili atlar ile kuvvetin birbirinden farklı bir şey olduğunu düşünülmemektedir.

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلَاةِ الْوُسْطَىٰ وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ [٢:٢٣٨
Namazlara ve orta namaza dikkat edin. Kendinizi tümüyle Allah'a vererek namaza durun. (Bakara 2:238)

Ayette namazlara ve orta namaza dikkat edin ibaresi geçmektedir. Namaz olarak tercüme edilen kelimenin orjinali “salat”dır. Salat; dua, destek, namaz anlamlarında kullanılan bir kelimedir. Şayet sırf ve bağlacı ile bağlandı diye namazları ve orta namazı birbirinden farklı kavramlar olarak anlayacak olsaydık, ayeti; namazlara ve orta duaya dikkat edin diye tercüme etmemiz gerekebilirdi. Ama bu ayet Namazlara özellikle orta namaza dikkat edin şeklinde anlaşılmıştır. Bu örnekte de görüleceği üzere, sırf arada “ve” bağlacı var diye birbirine bağlanan “A” ve “B” birbirinden farklı şeyler olmak durumunda değildir.
تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ [٧٠:٤
Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar. (Mearic 70:4)

Bu ve başka pek çok ayette geçen Melekler ve Ruh ibarelerindeki ruhdan kastedilenin Cebrail olduğu pek çok müfessir tarafından söylenmiştir. (Razî gibi sözkonusu ayette yer alan Ruh’un Cebrail olduğunu söyleyen alimlere göre, meleklerle beraber ayrıca ona vurgu yapılması, onun büyüklüğüne, Allah katındaki değerine, melekler arasındaki saygın konumuna işaret etmek içindir. Razî, ilgili ayetin tefsiri) O halde bu kişiler ayeti Melekler ve Cebrail olarak anlamıştır. Ruh'dan kastedilenin Cebrail olmadığını iddia edenler bile, olaya gramer açısından yaklaşmamışlar, Cebrail zaten bir melektir; bu nedenle melekler ve Cebrail denilemez, “ve” bağlacı ile bağlandığına göre ruh Cebrail'den farklı olmalıdır dememişlerdir. Konumuz itibari ile ruh'dan kastedilenin Cebrail olup olmadığı önemli değildir. Burada yapılan, arapçada “ve” bağlacı geçtiği zaman, her zaman iki farklı kavramı birbirine bağlanmadığını göstermektir. Bir grup müfessir; Cebrail, melek grubundan olduğu halde, önemine binaen melekler ve ruh denilerek ayrıca telaffuz edildiğini düşünmektedir. Anlam olarak ruh'un Cebrail anlamına gelmediği söylense bile, burada Arapça'da ve bağlacının nasıl anlaşıldığını göstermek bakımından bu örnek verilmiştir.

Kısacası, gerek Allah ve Rasulü ibaresi olsun, (gerek Kuran ve Hikmet ibaresi olsun), sırf bu iki kelime birbirine “ve” bağlacı ile bağlandı diye bunlar birbirinden tamamen farklı kavramlardır demek hatalı bir görüştür. Bu anlamı vermek için -yani Rasul yerine ve hikmet yerine hadis'i kullanmak için- Kuran'dan bir delil gerekmektedir ki, bu yoktur. Kuran'ın hiç bir yerinde Rasul veya Hikmet peygamberin sözü / uygulaması / hadis kitabı olarak geçmemektedir.
Son iki örnek ile konumuzu kapatalım:
بَرَاءَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدتُّم مِّنَ الْمُشْرِكِينَ [٩:١
(Bu,) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Rasûlü’nden kesin bir ültimatomdur / uyarıdır. (Tevbe 9:1)

Bu ayetlerin Allah ve Rasulünden bir ültimatom olduğu söylenmektedir. Şayet “ve” bağlacını, birbirinden farklı iki şeyi bağlayan şekilde anlarsak, Allah ve Rasulü'nün tevbe suresinin bahsedilen ayetlerini beraber yazdığını söylemiş oluruz.

Halbuki anlam çok farklıdır. Rasul / elçi, ancak kendine verilen mesajı tebliğ eder. O halde Rasul'e uymak, ona verilen mesaja uymak demektir, o da Kuran'a uymak demektir. Ültimatomdan bahseden ayetler Allah'tandır, ancak elçi onu tebliğ ile görevli olduğu için burada Allah Rasulü de zikredilmiştir.

 ۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [١٦:٣٥   
Elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı ? (Nahl  16:35)
 
قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ     فَإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ      وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا    وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٢٤:٥٤
De ki: "Allah'a itaat edin, Rasûl’e itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık Onun sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer Ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir." (Nur 24:54)

Bir başka ayete bakınca gördüğümüz ise şudur:
وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ   فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ   مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ ۚ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم  مِّن بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ   وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً أَوِ امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ   فَإِن كَانُوا أَكْثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِي الثُّلُثِ   مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَىٰ بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ    وَصِيَّةً مِّنَ اللَّهِ    وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ [٤:١٢
Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin altıda biridir. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeşler mirasın üçte birini zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır. (Nisa 4:12)

تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ    وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا   وَذَٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ [٤:١٣
İşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur. (Nisa 4:13)

Burada da miras ile ilgili hüküm bir önceki ayette açıklandıktan sonra, Nisa 13'de bunlar Allah'ın hududur denilip, hemen Allah ve Rasulü'ne itaatten bahsedilmektedir. Ayetler Allah ve Rasulü tarafından beraberce yazılmadığı halde, tebliğ eden Rasulü olduğu için Allah ve Rasulü'ne uyun denilmiştir.
   
Rasul, adı üstünde elçidir. Hükümdar birine elçi üzerinden emir yollayıp “bana ve elçime itaat edin” derse; bu hükümdarın yanı sıra elçiye itaat şeklinde yorumlanmaz.
“Allah ve Peygamberine itaat”, Allah’ın Peygamberi üzerinden ilettiği sözüne itaat demektir. Kısacası ayetlerde geçen Allah'a ve Rasul'e uyun hitabındaki “ve Rasul'e uyun” emri, “Kuran'a uyun” demektir. O halde aşağıda geçen üç ibare de aynı anlamı ifade eder.

Allah'a uyun, elçiye uyun
Allah'a uyun, mesajına uyun
Allah'a uyun, Kuran'a uyun
Bunların hepsi aynı şeydir.

Kısacası Kuran'da geçen Allah ve Rasul'üne uyun hitabını üstteki gibi anlamak:
  1. Kuran bütünlüğüne
  2. Arapça gramere
  3. Akli delillere son derece uygundur.

Aksini anladığımız durumda Allah-u Teala bir elimize Kuran'ı, diğer elimize Buhari + Müslim + Tirmizi + Ebu Davud + İmam Malik'in Muvattası başta olmak üzere pek çok kitabı almamızı emretmiş olacaktır. Hadisler Kuran'ı anlamak için bir tercüman niteliğinde değerlendirilse belki sorun olmayacaktı. Ancak uygulamada gördüğümüz şudur: Çoğu zaman hadisler Kuran'la çelişmektedir ve çelişki durumunda insanlar Kuran'a değil hadislere uymaktadırlar. O halde açıkça Allah'ın mesajının yanına başka kaynaklar eş koşulmaktadır.


   

24 Nisan 2013 Çarşamba

Bir hadis incelemesi

Hadislerin de, Kuran gibi vahiy olduğunu iddia edenlerin çok görmek istemedikleri, Şia'nın bununla sünnilere ciddi eleştiriler getirdiği bir hadisi incelemek istiyorum. Hadis şu şekilde:

Peygamberin hastalığı ağırlaştığında, şöyle buyurdu: “Bana bir kağıt verin size bir vasiyet yazayım ki benden sonra yoldan çıkıp sapmayasınız.” Ömer dedi ki: “Peygamberin ağrıları ona galebe çalmıştır ve bizim yanımızda Allah’ın kitabı var, o bize yeter.” Peygamberin yanındakiler arasında ihtilaf çıkıp gürültü ve bağrışmalar kopunca, Peygamber şöyle buyurdu: “Kalkın yanımdan, benim yanımda çekişip niza etmeniz yakışık almaz.” İbn Abbas, şöyle dedi: “En büyük musibet, peygamberin yazmak istediği vasiyetinin yazılmasına izin vermedikleri musibettir.” (Buhari, Müslim, Ahmed b. Hanbel)

Bu hadis bizce çok önemlidir ve hakkında sayfalar dolusu yazı yazılabilir ama bence anlamsız. Zira bu zaten yapılmış. Özellikle Şia, sünnilerin kendi kaynaklarında geçen bu hadisi kullanıp Ömer b. Hattab'a saldırmakta. Sünnilerin de buna karşı savunmaları var ama kelimenin tam anlamıyla özrü kabahatinden büyük savunmalar. Merak edenler bu tartışmalara bakabilirler. Biz burada olaya farklı bir açıdan yaklaşacağız:

  • Şayet bu hadis gerçek ise, hadislere gerek olmadığını gösteriyor. Yok bu hadis uydurma ise, en sahih kaynaklara uydurmaların girebildiğini gösteriyor ve hadislere olan güveni yok ediyor.
  • Geleneksel çevrenin bazı putları var yazarsam, bu cümle tepki çeker. Bu nedenle geleneksel çevrenin bazı tabuları var diyelim. Bu tabulardan biri hadisler, diğeri ise sahabeler (daha bir sürü tabu var). Bu hadis iki tabuyu birbiri ile çelişkiye düşürüyor.



Gelelim hadis incelemesine: Bu hadisi iki bakış açısı ile inceleyebiliriz:

Birinci Bakış Açısı - Hadisler de Kuran gibi vahiydir anlayışı ile hadis incelemesi:


(Önemli Not: Aşağıda kullanılan ayetler; hadisler de Kuran gibi şeri delildir diyenlerin kullandığı referanslardır ve ayetleri bağlamından kopuk ele almaktadırlar. Biz bu delilleri, hatalı olduklarını göstermek için kullanmaktayız. Yoksa ayetler aşağıdaki gibi anlaşılamazlar.)

Ömer burada Allah Rasulü'nün bir emrine muhalefet etmiştir. “bana bir kağıt verin...” emrine uymamıştır. Halbuki Allah Rasulü'nün emrine uymamak ağır bir suçtur:

فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ [٢٤:٦٣

...O'nun (peygamberin) emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar. (Nur 24:63)

Gene burada Allah Rasulü “...size bir vasiyet yazayım ki, yoldan sapmayasınız” buyurmuştur. Açıktır ki Allah Rasulü heva ve hevesinden konuşmaz, zira onun bütün söyledikleri vahiydendir. Özellikle Müslümanların yoldan sapmaması için yazacağı bir vasiyet elbette Allah'tan bir vahiy olacaktır.


(وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَىٰ) O, hevadan (arzularına göre) konuşmaz. (Necm 53:3) - (إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَىٰ ) O (konuşması), vahyedilenden başkası değildir (Necm 53:4)

Madem Allah Rasulü'nün tüm konuşmaları vahiydir, şüphesiz ki ölüm döşeğinde iken yapacağı son vasiyet de vahiy olacaktı. İşte Ömer bu hareketi ile vahye engel olmuştur (!)

Şüphesiz deliller arttırılabilir. Ama, istenildiği kadar tevil yapılsın, hadisler de Kuran gibi delildir anlayışına sahipseniz, bu mızrağı çuvala sığdıramazsınız. Bu durumda da ister istemez Ömer hakkında şüphe duymanız gerekir. İyi ama hadisler buna da engel oluyor. Nitekim Allah Rasulü “ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete ulaşırsınız” demiştir.

Merak etmeyin aynı hadislerde mesela şu da geçiyor:

Kıyamet günü ashâbımın önde gelenlerinden bazısını getirip amel defteri siyah olanlarla birlikte haşredecekler. Ben “Allah'ım! Onlar benim Ashâbım!” dediğimde, şu cevabı duyacağım: “Senden sonra bu Ashâbının neler yaptıklarını bilmiyorsun!” O zaman ben de o salih kulun sözlerini (Mâide, 117'de Hz. İsa'nın sözü kastediliyor) tekrarlayacak “..Ve ben aralarında bulunduğum sürece amellerine şahittim onların, beni aralarından aldıktan sonra de kendin şahid oldun” diyeceğim. Bunun üzerine bana şöyle denilecek: "Sen aralarından ayrılır ayrılmaz bunlar mürted olup dinden çıktılar ve eski hallerine döndüler." (Sahihi Buhâri, Mâide Suresi tefsirinde, Sahihi Tirmizi, "Saffet-ul Kıyâme" ve "...Mâ câe fî şa'nul Heşr..." babları ve Tâhâ Suresi tefsiri kısmında.)

Bu hadise göre sahabenin içinden, hatta önde gelenlerinden mürted olanlar çıkacak. Ne ilginç, hangisine uyarsak uyalım hidayete ulaşacağımız sahabenin içinden mürted olanların çıkacağını gene Allah Rasulü söylüyor.

Acaba Ömer de (haşa) mürted olanlardan mı ? Baksanıza vahye engel oluyor, Allah Rasulü'nün emrine muhalefet ediyor.

Maalesef hadisleri dinin 2. kaynağı yaparsanız ulaşacağınız sonucun bu olması kaçınılmaz.

İkinci Bakış Açısı: Vahiy olan sadece Kuran'dır anlayışı ile hadisi incelemek:


Allah Rasul'ü ölüm döşeğindedir ve Müslümanların sapmaması için bir şey yazmaktan bahseder. Şimdiye kadar kendinden Kuran'dan başka bir şey yazdırmayan, kendi sözlerinin yazılmasını yasaklayan peygamberin bu durumu Ömer'i rahatsız eder ve bu davranışını hastalığına vererek, o güne kadar Allah Rasulü'nün kendine öğrettiği ilkeye göre hareket eder. “Bizim yanımızda Allah'ın kitabı var, o bize yeter”

Nasıl, bu açıklama daha tutarlı değil mi ?

Aslında bu açıklama bile tartışılabilir. Bizce en doğrusu bu hadisin Ömer b. Hattab'ın düşmanları tarafından uydurulup hadis kitaplarına geçtiği yönünde. Nitekim Şia bu hadisi kullanarak Halife Ömer'e olan düşmanlığına sağlam bir kulp bulmuş oluyor ve sünniler de bu konuda Şia'ya ciddi bir cevap veremiyor.

Netice olarak; hadisler o kadar güvenilmez kaynaklar ki, en doğrusu; üzerlerinde hiç düşünmemek. Zira onlar sadece zan ve zan haktan bir şey ifade etmez.

20 Nisan 2013 Cumartesi

İslam'a Göre Haram Yiyecekler

Bu konu neden bu kadar önemli ? Aslında burada bir zihniyeti sorgulamamız gerekiyor. Bugün insanlara sorsak, “yenilmesi haram olan şeyler nedir, sayar mısın ?” diye, bize uzun bir liste verirler. Değişik bir şekilde soralım, mesela: “bazı ülkelerde at eti, hatta bazılarında köpek eti yeniyor. Sana iğrenç gelebilir, ayrı konu, ama bu etler haram mıdır ?” diye sorsak, çoğunluk bunların haram olduğunu söyleyecektir. Gene aynı kişilere “peki hiç merak edip baktın mı, bu haram olduğunu iddia ettiğin şeyler Kuran'da geçiyor mu?” diye sorsanız, çoğunun Kuran'da nelerin haram kılındığını bilmediğini göreceksiniz.

Maalesef uyduruk görüşler halk arasında Kuran'dan daha çok bilinmekte. Şimdi haram kılınan yiyecekler konusuna bir bakalım.
Burada önemli olan husus şudur: Hadislerin Kuran'dan başka 2. bir kaynak olduğunu savunanlar, çoğu zaman hadislerle Kuran'ın açık emirlerine muhalefet etmektedirler. Haram kılınan yiyecekler, Kuran ile sahih olduğu zannedilen hadislerin ne kadar çelişkili olduğunu gösteren bariz bir örnektir. Bu konu üzerinde bu nedenle durulmuştur.


Mezheplere Göre Haramlar


Önemli Not: Mezheplerin haramları kısmını hızlıca okuyabilirsiniz. Anlamaya çalışmayın. Bilmemiz gereken tek şey, mezheplerin haram listesini oluştururken Kuran + hadis demeleridir. Kendi aralarındaki farklılıklar da, çelişkili hadislerden kaynaklanmaktadır.

Eti yenmeyen kara hayvanları: Domuz, kurt, ayı, aslan, kaplan, pars, leopar, panda, panter, çita, jaguar, puma, sincap, samur, sansar, kokarca, goril, maymun türleri, sırtlan, fil, köpek, kedi, kunduz, porsuk, vaşak, çakal, tilki, gelincik gibi avını köpek dişiyle yakalayan yırtıcı hayvanlar yenmez. (Şafii mezhebinde tilki, sırtlan, samur, sincap ve gelincik yenir)
Kurt, aslan ve kaplan gibi yırtıcı hayvanların yenmesi cumhura göre haramdır, Malikîlere göre mekruhtur.
Köpeklerin, ehli eşeklerin ve katırların yenmesi haramdır. Çünkü köpek pis şeylerdendir. Bunun delili ise Peygamber'in: “Köpek pistir, onun bedeli de pistir.” (Bu hadisi İmam Ahmed, Müslim, Ebû Dâvud ve sahih olduğunu belirterek Tirmizî ve Neseî, Rafı' b. Hadîc'den şu şekilde rivayet etmiştir: “Köpeğin kıymeti pistir.” Neylü'l-Evtâr, V, 143, 284) Diğer taraftan Peygamberimiz Hayber günü ehli eşeklerle katırların etlerini yemeyi yasaklamıştır (Bu hadisi Hakim el-Müstedrek'lc, Câbir b. Abdullah'tan rivayet etmiş ve Müslim'in şartına göre sahih bir hadis olmakla birlikte Buharî de Müslim de rivayet etmemişlerdir, demiştir. Nasbu'r-Râye, IV, 197) Malikîlerce muteber olan görüşe göre, ehlî kö­pek mekruhtur; fakat köpek balığı mubahtır.
At ve eşekten doğan katır ile yabanî eşek ile ehlî eşekten doğan eşek gibi, eti yenen ve yenmeyenin birleşmesinden doğan da haramdır. Çünkü böyle bir hayvan birisi yenen, ötekisi yenmeyenden halk edilmiştir. Bu sebepten dolayıharam kılıcı, helâl kılana takdim edilir (el-Mühezzeb, I, 249; Muğni'l-Muhtâc, IV, 303; Keşşâfu'l-Kınâ', VI, 190) kaidesiyle amel etmek üzere haram yönü ağır basar.
Şafiîlerle Hanbelîlere ve İmam Ebû Hanife'nin iki arkadaşına göre: Asil olsun olmasın, bütün çeşitleriyle atların yenilmesi helâldir. Çünkü Peygamberimiz Hayber günü buna izin vermiştir. Ebû Hanife ise at etinin yenilmesinin tenzihen mekruh olduğunu söylemiştir. Çünkü at etinin yenilmesini yasaklayan hadis varit olmuştur (Ebû Dâvud, Neseî ve İbni Mace, Hâlid b. el-Velid'den rivayet etmişlerdir. Nasbu'r-Râye , IV, 196. Mâlikî mezhebinde meşhur oları görüş ise, at etinin haram kılınmasıdır. (Bidâyetul-Müctehid, I, 455; eş-Şerhu'l-Kebîr, II, 117)

Eti yenmeyen kuşlar: Doğan, şahin, akbaba ve bunlara benzer yırtıcı kuşların yenilmesi de haramdır. Malikîler ise, yarasa müstesna bunların mu­bah olduğunu söylemişlerdir. Racih oları görüşe göre yarasanın yenilmesi mekruh­tur.

Deniz hayvanları: Hanefi mezhebi hariç diğer üç mezhepte deniz ürünlerinin hepsi yenir. Hanefi'de ise balık şeklinde olmayan hiç bir hayvan yenmez. Mesela, ahtopot, kalamar, karides, yengeç, midye, istiridye gibi şeyler haramdır.  

 

Kuran'da Haram Kılınan Yiyecekler

 

إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللَّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ [٢:١٧٣
O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de Allah'tan başkası adına kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.(Bakara 2:173)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ الْأَنْعَامِ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ [٥:١
Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı. Ancak haram oldukları size okunacak olanlar müstesna. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir. (Maide 5:1)

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُوا بِالْأَزْلَامِ ذَٰلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ [٥:٣
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.(Maide 5:3)

ذَٰلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ عِندَ رَبِّهِ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الْأَنْعَامُ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ [٢٢:٣٠
Emir budur, Allah'ın yasaklarına kim saygı gösterirse, bu, kendisi için Rabbinin katında şüphesiz hayırdır. Size bildirilegelenden başka bütün hayvanlar helal kılınmıştır. O halde o pis putlardan kaçının ve yalan sözden sakının. (Hacc 22:30)

قُل لَّا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلَّا أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ [٦:١٤٥
De ki: “Bana vahyolunanda, yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak; leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz eti -ki bu gerçekten pistir- yahut Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvan müstesna. Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir)” Çünkü Rabbin çok bağışlayandır, merhamet edendir. (Enam 6:145)

وَمَا لَكُمْ أَلَّا تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُم مَّا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ وَإِنَّ كَثِيرًا لَّيُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِم بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ [٦:١١٩
Size ne oluyor da Allah'ın adı anılarak kesilenlerden yemiyorsunuz? Halbuki O size, mecbur kalmanızın dışında haram olan şeyleri genişce açıklamıştır. Doğrusu birçokları bilmeden keyiflerine uyarak insanları doğru yoldan saptırıyorlar. Muhakkak ki, Rabbin, sınırı aşanları çok iyi bilir. (Enam 6:119)

إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ [١٦:١١٥
O size sadece ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Her kim bu haram şeyleri yemeye mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan ve aşırı gitmeden yiyebilir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. (Nahl 16:115)

Şimdi, bu kadar ayetten sonra ilk dikkatimi çeken şu oldu: Alt tarafı haram kılınan 3 şey var + Allah'tan başkası adına kesilenleri de sayarsak 4 şey. Ve bu kadar basit bir hükmün bir yerde geçmesi aslında yeterli. Fakat gördüğüm kadarı ile; Bakara (2:173), Maide (5:3), Enam (6:145), Nahl(16:115) ayetlerinde bunlar sayılmış. Anlaşılması zor bir husus olduğu için mi 4 yerde sayılıyor? Ayrıca bazı yerlerde de, size sayılanlar dışında haram yoktur diye ayrıca bu konuya vurgu yapılıyor. Acaba bu kadar tekrar ile Allah-u Teala'nın muradı ne olabilir ?

Şöyle düşünelim: Bir ilah düşünün ki, insanlara yiyecek hususunda sadece 4; yalnız 4 adet yasak koysun. Ve gene düşünün ki, insanların Allah adına başka yasaklar koymasına engel olmak istesin. Bu durumda bu ilahın nasıl hitap etmesini beklersiniz ? “Bunlardan başka bir şey haram değildir” ne kadar açık söylenebilir ?
Belki insanlar Rasul'ü adına bazı yasaklar uydurabilir. Bu durumda “Rasul'ün Allah'tan bağımsız yasak koyma yetkisi mi olurmuş ?” demeyin. Geleneksel anlayışa göre Allah Rasulü'ne Kuran'dan başka; sünnet, hikmet adıyla da anılan ikinci bir vahiy indirilmiştir. Belki Kuran'da değil ama, (haşa) diğer vahiyde haram listesi arttırılmış olabilir. O zaman Enam 6:145 ayetine biraz derinlemesine bakalım:

(قُل) Kul – de ki: (Rasulü'nün ağzından söylensin ki, sonradan onun adına da bir şey uydurulamasın).
(لَّا أَجِدُ) La ecidu – bulamıyorum
(فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ) fi ma uhiye ileyye - Bana vahyolunanda (dikkat edin, Kuran'da demiyor, bana vahyolunanda diyor ki, Kuran'dan başka bir vahiyle yasaklanmıştır denilemesin)
(مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ) muharramen ala taimin yat'amuhu – yiyen kimse için haram kılınmış
( إِلَّا) illa – şunlar müstesna...

Ayetin devamında haram kılınan yiyecekler sayılıyor.

Arapçada (La ... illa...) kalıbı şu şekilde kullanılır: Önce bir şey olumsuzlanır, mesela; La ilahe dediğimizde, ilah yoktur demiş oluruz; sonra illa ile bunun istisnası gelir. illAllah kelimesi ile Allah'tan başka ilah olmadığını anlarız.

Burada da haram emri; şu, şu, şu haramdır şeklinde gelmiyor, haram kılınan bir şey olmadığı “la-illa” kalıbı ile söylenip önce hiç bir haram yiyecek yoktur denilip, sonra haramlar sınırlandırılıyor.

Şayet şunlar haram kılınmıştır şeklinde bir hitap gelseydi, “iyi ama, Allah bunlar haram kılınmıştır diyor, bunlardan başka şeyler haram kılınmamıştır demiyor ki” denilebilirdi. Fakat burada öyle bir hitapla geliyor ki, bunlardan başka haram yoktur denilerek, listenin artmasının önüne geçiliyor. Bununla da yetinilmiyor, “De ki” emiri ile bu mesaj Allah Rasulü'nün ağzından veriliyor: “bana vahyolunanda bunlardan başka haram göremiyorum”. Bu sayede uyduruk hadislerle de haram listesinin arttırılmasının önüne geçiliyor.

Bunlardan başka şeylerin haram olmadığı, ancak bu kadar net anlatılabilir, çeşitli tevillerle haram listesinin arttırılmasının önüne de ancak bu kadar net bir ayetle geçilebilir. Bu kadar net / kesin bir ayetten sonra, hala Kuran'da yazılanlardan başka şeyler de haram kılınmıştır denilirse; o zaman aşağıdaki ayetlerin muhatabı olma tehlikesi vardır.


وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَٰذَا حَلَالٌ وَهَٰذَا حَرَامٌ لِّتَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ
١٦:١١٦]
Dillerinizin yalan vasfetmesi ile: "Şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar. (Nahl 16:116)

سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلَا آبَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِن شَيْءٍ كَذَٰلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ حَتَّىٰ ذَاقُوا بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَخْرُصُونَ [٦:١٤٨
Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz." (Enam 6:148)
قُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ [٦:١٤٩
De ki: "En kesin ve üstün delil, Allah'ındır. Allah isteseydi, elbette hepinizi doğru yola iletirdi." (Enam 6:149)
قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَٰذَا فَإِن شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ [٦:١٥٠
De ki: "Haydi, Allah bunu yasak etti diye tanıklık edecek şahitlerinizi getirin". Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların keyiflerine uyma. Çünkü onlar Rablerine başkasını denk tutuyorlar. (Enam 6:150)

قُلْ أَرَأَيْتُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ لَكُم مِّن رِّزْقٍ فَجَعَلْتُم مِّنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًا قُلْ آللَّهُ أَذِنَ لَكُمْ أَمْ عَلَى اللَّهِ تَفْتَرُونَ [١٠:٥٩
De ki: Baksanıza, Allah sizin için nice rızıklar indirdi, siz onlardan bir kısmını haram, bir kısmını helâl yaptınız". De ki, "Size Allah mı izin verdi, yoksa siz Allah'a iftira mı ediyorsunuz ? (Yunus 10:59)

قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللَّهِ الَّتِي أَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِيَ لِلَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ [٧:٣٢
De ki: “Allah'ın kulları için çıkardığı zinetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış ?” De ki: “Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir, kıyamet gününde de yalnız onlara mahsustur.” İşte böylece biz âyetleri bilen bir topluluğa uzun uzun açıklıyoruz. (Araf 7:32)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ [٥:٨٧
Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram saymayın. Ve aşırı da gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez. (Maide 5:87)

وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَٰذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا [٢٥:٣٠
Ve Rasul dedi ki: “Rabbim; gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş olarak bıraktılar.” (Furkan 25:30)

16 Nisan 2013 Salı

Kuran Detaylıdır

Gelenekçiler Kuran'ın mücmel olduğunu iddia ederler. Onlara göre Kuran genel hatlardan bahseder, sünnet onu açıklar, detaylandırır. İzahata geçmeden önce Kuran'ın kendini nasıl tarif ettiğine bakalım:

الر كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ [١١:١
Elif Lâm Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. (Hud 11:1)

وَلَقَدْ جِئْنَاهُم بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَىٰ عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [٧:٥٢
Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik. (Araf 7:52)
كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ [٤١:٣
Bu, Arapça bir Kur'an olarak, âyetleri bilen bir kavim için ayırt edilip açıklanmış bir kitaptır. (Fussilet 41:3)
وَهَٰذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ [٦:١٢٦
İşte Rabbinin doğru yolu budur. Şüphesiz biz, hatırlayıp ibret alan bir kavim için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık. (Enam 6:126)
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ [٥٤:١٧
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer 54:17)

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ [٥٤:٢٢
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer 54:22)

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ [٥٤:٣٢
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer 54:32)

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ [٥٤:٤٠
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer 54:40)

وَيَوْمَ نَبْعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيدًا عَلَيْهِم مِّنْ أَنفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَىٰ هَٰؤُلَاءِ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَىٰ لِلْمُسْلِمِينَ [١٦:٨٩
Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik. (Nahl 16:89)

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَلَئِن جِئْتَهُم بِآيَةٍ لَّيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُبْطِلُونَ [٣٠:٥٨
Andolsun ki, biz insanlar için bu Kur'ân'da her türlü meselden örnekler getirdik. Yemin ederim ki, sen onlara başka bir âyet de getirsen o kâfirler yine: "Siz yalancılardan başkası değilsiniz." diyeceklerdir. (Rum 39:58)

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ لَّعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ [٣٩:٢٧
Yemin ederim ki, bu Kur'ân'da insanlar için her türlüsünden temsil getirdik. Gerek ki iyi düşünsünler. (Zümer 39:27)
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ فَأَبَىٰ أَكْثَرُ النَّاسِ إِلَّا كُفُورًا [١٧:٨٩
Yemin olsun ki biz bu Kur'ân'da insanlar için çeşitli misaller vermişizdir. Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar ederler. (İsra 17:89)

وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِّنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ [٢٤:٣٤
Andolsun ki biz size açık açık bildiren âyetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik. (Nur 24:34)

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَ الْإِنسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا [١٨:٥٤
Şüphesiz biz, bu Kur'ân'da insanlara çeşitli mânâları türlü misallerle açık olarak verdik. İnsan ise, her şeyden çok mücadelecidir. (Kehf 18:54)

وَمَا كَانَ هَٰذَا الْقُرْآنُ أَن يُفْتَرَىٰ مِن دُونِ اللَّهِ وَلَٰكِن تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ الْعَالَمِينَ [١٠:٣٧
Bu Kur'ân, Allah'dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. (Yunus 10:37)

أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًا وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ [٦:١١٤
Allah, size Kitab'ı açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur'ân'ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma. (Enam 6:114)

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ لِيَذَّكَّرُوا وَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا نُفُورًا [١٧:٤١
Biz, bu Kur'ân'da akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır. (İsra 17:41)
 
إِنَّ هَٰذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا [١٧:٩
Şüphesiz ki bu Kur'ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir ve salih amel işleyen müminlere büyük bir ecir olduğunu müjdeler. (İsra 17:9)

Yukarıda sıralanan bütün ayetlerin ortak özelliği, Kuran'ın detaylı, açıklanmış olduğu şeklinde hitaplarla gelmesidir. Bütün bunlara rağmen, gene de insanın aklında bir şüphe kalabilir ve gelenekçi düşüncenin etkisi ile: “iyi ama, Kuran kendini detaylı olarak nitelendirdiği halde, hiç de detaylı bir kitap değil” diye düşünebilir. Bu düşünce, şüphesiz Kuran'dan uzak olma ve dini bilgi olarak Kuran'dan çok; hadis, mezhep görüşü gibi bilgileri öğrenmekten kaynaklanmaktadır. Aşağıda değişik konularla ilgili Kuran'ın gerekli olduğu zaman nasıl detay verdiğini, nasıl açıklamalarda bulunduğuna ilgili örnekler vardır. Bu örnekler değişik konulardan seçilmiştir ve hızlı bir göz atmayla bile Kuran'da pek çok detaylı açıklamanın olduğu görülmektedir.

لَّيْسَ عَلَى الْأَعْمَىٰ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَىٰ أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا مِن بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَىٰ أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ [٢٤:٦١
Kör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur; sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur. Hep birarada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız. (Nur 24:61)

Yani bu ayetten sonra söylenecek bir şey yok. Yakınlarınızın evlerinden... yeterli değil midir? Babalarınızın evlerinden, amcalarınızın evlerinden, vb... bu ayeti gördükten sonra da bir kişi Kuran detaylı değildir, detay sünnet tarafından verilir derse, diyecek bir söz bulamıyoruz.

Aslında tek başına bu ayet bile Kuran'ın gerektiği kadar detay verdiğine ispat olarak yeter ama biz gene devam edelim:

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُوا بِالْأَزْلَامِ ذَٰلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ [٥:٣
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir. (Maide 5:3)

Leşin ne olduğu bellidir. Ama bu bile gerek olduğu için detaylıca açıklanmıştır.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِّن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاءِ ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ [٢٤:٥٨
Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için elbisenizi çıkardığınız zaman ve Akşam namazından sonra... Bunlar, sizin özel üç vaktinizdir. Bunların dışında, birbirinizin yanına girip çıkmakta bir sakınca yoktur. Allah ayetleri size böyle açıklar. Allah Alimdir, Hakimdir. (Nur 24:58)

Emrimiz altındakilerin ve çocukların hangi saatler altında izin alarak yanımıza gireceği gibi bir detay verilen kitaptan bahsediyoruz. Kuran detay vermeyecek olsa şüphesiz bu da sünnete bırakılırdı.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَيْنِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ الْغَائِطِ أَوْ لَامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ [٥:٦
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da. Eğer cünüpseniz yıkanın; eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (Maide 5:6)

Bu ayette de abdest nasıl alınır detaylıca anlatılmış, abdesti bozan hususlar belirtilmiş, hastalık veya yolculuk durumu yahut insanın başına çok nadir gelebilecek su olmadığı durumda abdest yerine nasıl teyemmüm alacağımız da anlatılmış. Madem Kuran detay vermiyor, madem detaylar sünnetle açıklanıyor, bu detaylar neden verilmiş ?

وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلَاةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا [٤:١٠١
Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır. (Nisa 4:101)
وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلَاةَ فَلْتَقُمْ طَائِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُوا أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِن وَرَائِكُمْ وَلْتَأْتِ طَائِفَةٌ أُخْرَىٰ لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَىٰ أَن تَضَعُوا أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ إِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا [٤:١٠٢
Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. (Nisa 4:102)

İnsanın başına gerçekten çok nadir gelecek savaş ortamında, korku anında namazın nasıl kılınacağı gibi bir detay bile Kuran'da açıklanmış. Hatta bu sırada yağmurun yağma ihtimali bile eksik bırakılmamış. Şayet Kuran detay vermiyor olsaydı, bu detayı da vermez ve açıklamayı sünnete bırakırdı.



Peki gelelim en önemli noktaya. Peki ama, Kuran'da bütün detaylar var mıdır ? Hadislerde açıklanan öyle şeyler var ki, onları Kuran'da bulamıyoruz. Bu konu hakkında ne diyebiliriz ?


Bakara suresinde geçen şu meşhur olayı hatırlayalım isterseniz:

وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ [٢:٦٧
Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi. (Bakara 2:67)



قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَٰلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ [٢:٦٨
"Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arasıdır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi. (Bakara 2:68)



قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَّوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ [٢:٦٩
Dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi. (Bakara 2:69)




قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَ إِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّا إِن شَاءَ اللَّهُ لَمُهْتَدُونَ [٢:٧٠
"Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah biz doğruyu buluruz" dediler. (Bakara 2:70)




قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا ذَلُولٌ تُثِيرُ الْأَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَّا شِيَةَ فِيهَا قَالُوا الْآنَ جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ [٢:٧١
O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. "Şimdi gerçeği getirdin” dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse yapmayacaklardı. (Bakara 2:71)

Maalesef hadislerde açıklanan detaylar tıpkı Yahudilerin sorduğu detaylar gibi detaylardır. Ve gene maalesef yahudiler hiç olmazsa bu detayları yanlarında bulunan Musa peygambere sormuş ve doğru cevap almışlardır. Halbuki bizim Kuran'da bulamadığımız detaylar zaten gerekli olmadığı için verilmemiş detaylardır ve bu detaylarla ilgili baktığımız kaynaklar baştan sonra çelişkilerle / uydurmalarla doludur. Oysa ilke bellidir. Bir şey açıklanmamışsa, unutulduğu için değildir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِن تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِن تَسْأَلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللَّهُ عَنْهَا وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ [٥:١٠١
Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır. (Maide 5:101)