ayet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2014 Pazar

"İslam Şahsiyeti" kitabında, rivayetlere dair bazı noktalar

Kendisini takdir ettiğim ve bir zamanlar epey faydalandığım bir kişi var: Takıyyuddin en Nebhani. Çoğu kişi ismini bilmiyor olabilir ama, biraz araştırma ile hakkında yeterince bilgi edinebilirsiniz. Nebhani, geleneksel din anlayışı konusunda son derece derli toplu fikirleri olan birisi. Geleneksel din anlayışına göre dini referanslı devlet modeli hakkında bilgi edinmek isterseniz mesela; ilk bakmanız gereken kaynaklar Nebhani'ye ait olanlardır.

Bu yazıda, Nebhani'nin “İslam Şahsiyeti” isimli kitabından; rivayet konusuna bakmaya çalışacağım. Önce bir not. Bir süreden beri, “hadis” kelimesini kullanmıyor, bunun yerine rivayet tabirini kullanıyorum. Zira; “hadis” terimi Allah'ın Kuran'da kendi sözleri için kullandığı bir terim. Kendi sözü dışında ise; (Rasul'ün söz dahil) hep olumsuz şekilde kullanılmış. Bu nedenle, yazıda rivayet deyince ne kastettiğimi anlayın. Öte yandan, yaptığım alıntılarda sünnet ve hadis tabirini aynen bırakıyorum.

Aslında, Nebhani'nin “rivayetlerin de Kuran gibi kaynak olması” hakkında pek çok temel delili var. Fakat bu yazıda bunlara değinmeyeceğim. Zira bu temel deliller hakkında yeterince şey söylendi bugüne kadar. Bu yazıda, daha bir satır aralarına bakmaya çalışacağım rivayetlerle ilgili. Satır araları ama, önemsiz hususlar değil. Bilakis, aslında son derece önemli konular.

Rivayetlerle amel etmek, zanna uymaktır ve Kuran'da yasaklanmıştır
İslam Şahsiyeti 1. Cilt, “Sünnetle İstidlal” isimli bölümde (syf. 189) rivayetler “mütevatir” ve “ahad” olmak üzere ikiye ayrılmış. Mütevatir kesinlik ifade ederken; ahad rivayetlerin zan olduğu bir sonraki konuda net bir şekilde anlaşılıyor. Yazara göre, ahad haber “şeri hükümlerde” delil olarak kullanılabilir. Buna dair bazı örnekler veriliyor.
Zan ile amel edilebileceği hakkında verilen örneklerin hiç biri; dinde kaynağın zan temelli olabileceği hakkında değildir. Bu nedenle bu örnekler üzerinde durmuyoruz.
“Haber-i Ahad Akidede Delil Değildir” başlıklı bölümde (syf. 192) ise; akide ile ilgili meselelerde zan ile, yani “ahad rivayet” ile delil getirilemeyeceği belirtilmiş. Buna delil olarak da; zanna uymayı yasaklayan ayetlerin akide ile ilgili olması delil getirilmiş.
Ancak burada duralım. Her ne kadar örnek olarak verilen zanna uymayı yasaklayan ayetler akide ile ilgili olsa da; Kuran'da akide harici konularda da zanna uymak kınanmıştır. Şu ayete bakalım:

سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلَا آبَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِن شَيْءٍ - كَذَٰلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ حَتَّىٰ ذَاقُوا بَأْسَنَا- قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا- إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَخْرُصُونَ [٦:١٤٨
Müşrikler, “Allah dilemeseydi, ne biz, ne atalarımız ortak koşmaz ve hiç bir şeyi de haram etmezdik,” diyeceklerdir. Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar aynı şekilde yalanlamışlardı. De ki: “Yanınızda bize göstereceğiniz her hangi bir bilgi var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve siz sadece tahminde bulunuyorsunuz.” (Enam 6:148)

Bu ayet; akide ile ilgili değil, şeri hükümlerle ilgili konudadır. Nitekim önceki ayetlere bakarsak ayetin konusunun akide değil; haram kılınan yiyecekler hakkında olduğunu görebiliriz.

Deveden iki, sığırdan iki. De ki: “İki erkeği mi haram etti, iki dişiyi mi, yoksa o iki dişinin rahimlerindekini mi? Allah'ın size böyle emrettiğine tanık mı oldunuz? Halkı bilgisizce yoldan saptırmak için, yalan uydurup onları Allah'a yakıştırandandaha zalim kim olabilir? Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.” (Enam 6:144)

De ki: “Bana vahyedilende, yiyen birisi için şunların dışında haram edilmiş bir madde bulamıyorum: () Leş, () akıtılmış kan, () domuzun eti -ki pistir-, () Allah'tan başkasına sapıkça adanmış yiyecekler.” Zorda kalan bir kimse, istekli olmaz ve sınırı aşmazsa kuşkusuz senin Rabbin Bağışlayandır, Rahimdir. (Enam 6:145)

Yahudilere tüm tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sığır ve koyunun da yağlarını haram ettik; ancak sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları, veya kemiklerine karışmış olanlar hariç. Aşırı gitmelerinden ötürü onları böyle cezalandırdık. Biz doğru sözlüyüz. (Enam 6:146)

Seni yalanlarlarsa: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir ve O'nun cezası suçlu toplumlardan geri çevrilemez," de. (Enam 6:147)

O halde, zanna uymayı yasaklayan ayetler akide ile ilgili konulardadır, şeri hükümlerle ilgili konularda zanna uymak yasaklanmamıştır demek doğru değildir. Akide veya şeri hüküm; din ile ilgili konularda zanna uymak yasaklanmıştır.

Kaldı ki, bazı durumlarda şeri hükümler en az akide kadar önemli olabilmektedir. Nitekim, dinini değiştireni öldürmek olsun, evli erkek ve kadının zina yapması durumunda taşlanarak öldürülmesi olsun, bütün bunlar ahad rivayetlerle bize ulaşan bilgilerdir. Yani kesinlik değil, zan ifade ederler. Zan üzerine bir insanı öldürmek, elbette zan üzerine helal-haram belirlemekten daha büyük bir şeydir.

Ravileri araştırmak, sahabeyi kapsamadığı için güvenilir bir yöntem değildir
İslam Şahsiyeti 1. Cilt, “Hadis Ravileri” bölümünde (syf. 320)

Allahu Teala'nın Kitabında ve Resulun Sünnetinde Sahabe ahlakları ve fiilleri ile övüldükleri için onların tamamı “udul/güvenilir” olarak kabul edilmişlerdir. şeklinde bir ibare var.
Gerçekten, ravi tenkidinde bir söz sahabeye kadar geldi mi, o sözün güvenilir olduğu kabul edilir ve bu sözü Rasul'ün söylediği konusunda şüphe duyulmaz. Ancak, gerçekten Kuran'da ve rivayetlerde sahabe “udul” olarak kabul edilmişler midir? Buna bakalım:

وَمِمَّنْ حَوْلَكُم مِّنَ الْأَعْرَابِ مُنَافِقُونَ - وَمِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ - مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ - نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ - سَنُعَذِّبُهُم مَّرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَىٰ عَذَابٍ عَظِيمٍ [٩:١٠١
Gerek çevrenizdeki Arapların ve gerekse Medine'lilerin bazıları münafıktır. Nifakta küstahlaşmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz onları biliyoruz. Onları iki kat azapla cezalandıracağız ve sonra da büyük bir azaba uğratılacaklardır. (Tevbe 9:101)

Kıyamet günü ashâbımın önde gelenlerinden bazısını getirip amel defteri siyah olanlarla birlikte haşredecekler. Ben: “Allah'ım! Onlar benim Ashâbım!” dediğimde, şu cevabı duyacağım: “Senden sonra bu Ashâbının neler yaptıklarını bilmiyorsun!” O zaman ben de o salih kulun sözlerini (Mâide, 117'de Hz. İsa'nın (a.s) sözü kastediliyor) tekrarlayacak “..ve ben aralarında bulunduğum sürece amellerine şahittim onların, beni aralarından aldıktan sonra de kendin şahid oldun” diyeceğim. Bunun üzerine bana şöyle denilecek: “Sen aralarından ayrılır ayrılmaz bunlar mürted olup dinden çıktılar ve eski hallerine döndüler.” (Sahihi Buhâri, Mâide Suresi tefsirinde, "... Ve kuntu eleyhim şehîdâ..." babında ve Kitab'ul Enbiya, "...Ve ittehazallahu..." babında ve Sahihi Tirmizi, "Saffet-ul Kıyâme" ve "...Mâ câe fî şa'nul Heşr..." babları ve Tâhâ Suresi tefsiri kısmında.)

Gene rivayetlerde, Allah Rasul'ünün ölmeden önce Huzeyfe'ye münafıkların listesini verdiğini, ancak Huzeyfe'nin bu kişileri açıklamadığı ile ilgili pek çok bilgi vardır.

Şimdi, yazarın; sahabenin udül olduğu ön kabulü doğru değildir. Zira Kuran'da da, rivayetlerde de, sahabenin tamamının mutlak güvenilir olmadığına dair deliller vardır. O halde; ravi zincirinde cerh ve tadil işlemine güvenemeyiz, zira ilke olarak rivayetçiler sahabeyi cerh ve tadile tabii tutmamış; onlara isnat edilmiş her haberi doğru olarak kabul etmişlerdir. Ancak Kuran ve diğer rivayetlere göre; bu sahabeden bir kısmı münafıktır. O halde; gelen haberin bir münafığın uydurması olma ihtimali vardır.

22 Haziran 2013 Cumartesi

Peygamberlere Uymak

Peygamberleri; olduklarından farklı bir konumda değerlendirenlerin kullandıkları ilginç bir AKLİ delil vardır. Derler ki; “Allah neden bir insan yolladı? Şayet sadece Kuran yeterli olsaydı, Allah Kuran'ı bir kitap olarak gönderirdi. Halbuki Allah bir insan yollamıştır, çünkü sadece Kuran yetmez; Kuran'ın uygulamasını gösteren bir insana ihtiyaç vardır. O halde Kuran yazılı kitaptır, peygamber onun uygulamasıdır. Kuran teoridir, hadis pratiktir...”

Şimdi bu iddiayı incelemeye çalışalım:

Önemli Not: Kuran'da geçen NEBİ ve RASUL kavramları, meallerin çoğunda PEYGAMBER olarak çevrilmekte ve aradaki fark gözden kaçmaktadır. Bu, ciddi bir hatadır. Bununla birlikte, şu an incelediğimiz konu itibari ile; Rasul ve Nebi kavramı arasındaki fark önemli olmadığı için; konuyu daha da kompleks hale getirmemek adına özellikle göz ardı edilmiştir.

Rasullere Kendi Kafamızdan Görev Uyduramayız

Rasullerin görevinin tebliğ olduğu Kuran'da on bir (11) yerde geçmektedir. Bu ayetlerde Rasul'ün görevinin (الْبَلَاغُ) belağ – tebliğ olduğu belirtilmiştir. Fakat bu; şu ibareyle gelmemiştir: “Rasul'ün görevi tebliğdir.” Şayet böyle bir ibare ile gelseydi, Rasullerin başka görevleri de var, burada yalnız biri belirtilmiş denilebilirdi. Fakat bu görevlendirme, Rasullerin başka bir görevi olmadığını ifade edecek kalıplarla gelmişlerdir.

  • Bu ayetler ya, (إِلَّا) illa – sadece edatı ile gelmiştir ki; bundan başka görevi yok şeklinde anlaşılır. Kelime-i tevhid'den bildiğimiz illa edatı, Rasul'ün bundan başka bir görevi olmadığını açıkça kanıtlar.

  • Ya da Rasul'ün görevi olan tebliğ, (أَنَّمَا) innema – sadece / yalnızca edatı ile beraber kullanılmıştır. Bunun anlamı da Rasullerin tek görevinin tebliğ olduğudur.

Arzu edenler sözlüklerden bu iki edatın kullanımını araştırabilirler. Şimdi ayetlere bakalım:

   قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ [٣٦:١٦      وَمَا عَلَيْنَا إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٣٦:١٧
Dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.” (Yasin 36:16)
Bize düşen de sadece apaçık tebliğ etmektir.  (Yasin 36:17)

مَّا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ    وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ [٥:٩٩
Rasul'ün üzerine düşen sadece tebliğdir. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir. (Maide 5:99)

وَإِن تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِّن قَبْلِكُمْ     وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٢٩:١٨
Yalanlarsanız, sizden önceki toplumlar da yalanlamışlardı. Rasul'ün görevi sadece apaçık tebliğ emektir. (Ankebut 29:18)

قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ    فَإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ    وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا    وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٢٤:٥٤
De ki: Allah'a itaat edin; Rasule itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, onun sorumluluğu kendine yüklenen, sizin sorumluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Rasul'e düşen, sadece apaçık tebliğ etmektir. (Nur 24:54)

فَإِنْ أَعْرَضُوا فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا   إِنْ عَلَيْكَ إِلَّا الْبَلَاغُ ... [٤٢:٤٨
Eğer onlar yüz çevirirlerse bilsinler ki, biz seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir... (Şura 42:48)

وَقَالَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا عَبَدْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ نَّحْنُ وَلَا آبَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ    كَذَٰلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ    فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [١٦:٣٥
Ortak koşanlar, Allah dilemeseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka bir şeye tapmaz ve O'nun haram ettiğinden başkasını da haram kılmazdık. Kendilerinden öncekiler de böyle davranmıştı. Elçinin açıkça tebliğ etmekten başka bir görevi mi var? (Nahl 16:35)

فَإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [١٦:٨٢
Yüz çevirirlerse, sana düşen, yalnızca açık bir biçimde tebliğ etmektir. (Nahl 16:82)

وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ   فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٦٤:١٢
Allah'a uyunuz, Rasule uyunuz. Yüz çevirirseniz, Rasulumüzün görevi açıkça tebliğden ibarettir.(Tegabün 64:12)

وَإِن مَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ [١٣:٤٠
Onlara vaad ettiğimizin bir kısmını sana göstersek, yahut seni, onu görmeden vefat ettirsek, yine de sana düşen sadece tebliğ etmek, bize düşen de hesaba çekmektir. (Rad 13:40)

وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُوا     فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [٥:٩٢
Allah'a itaat edin, Rasul'e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki, Rasulümüze düşen sadece apaçık tebliğdir. (Maide 5:92)

فَإِنْ حَاجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلَّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ    وَقُل لِّلَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْأُمِّيِّينَ أَأَسْلَمْتُمْ    فَإِنْ أَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوا    وَّإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ   وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ [٣:٢٠
Seninle tartışırlarsa, “Ben ve beni izleyenler kendimizi Allah'a teslim ettik” de. Kitap verilenlere ve ümmilere, “Teslim oldunuz mu” de. Teslim olurlarsa, doğruyu bulurlar. Yüz çevirirlerse, görevin sadece tebliğ etmektir. Allah kulları görür. (Al-i İmran 3:20)

O halde altı yerde “illa”, beş yerde de “innema” edatı ile; kafamıza iyice kazınmıştır ki, Rasullerin görevi SADECE tebliğdir. Bu kadar net ayetlere rağmen, onların başka bir görevi olduğunu iddia edemeyiz.

يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ   وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ    وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ   إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ [٥:٦٧
Ey Rasul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni halktan koruyacak. Allah inkarcıları doğru yola iletmez. (Maide 5:67)


Elbette Rasullerin görevi Kuran'da sadece “tebliğ” kelimesi ile geçmemiş, başka kelimeler de kullanılmıştır. Ancak bu kelimelere baktığımız zaman; bunun tebliğ anlamı altında toplandıkları görülmektedir. Şimdi onlara da bakalım (konu uzamasın diye bir kaç örnek verilecektir. Arzu edenler Kuran'da arama yaparak diğer örneklere de bakabilirler.)


Uyarmak / Korkutmak (نذر)

قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُم بِالْوَحْيِ   وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاءَ إِذَا مَا يُنذَرُونَ [٢١:٤٥
De ki: “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum”. Ne var ki, sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmez. (Enbiya 21:45)

Müjdelemek (بشر)

وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُم مِّنَ اللَّهِ فَضْلًا كَبِيرًا [٣٣:٤٧
İnananlara, Allah'tan büyük bir lütfa ulaşacaklarını müjdele. (Ahzab 33:47)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا مُبَشِّرًا   وَنَذِيرًا [٢٥:٥٦
Biz seni bir müjdeleyici ve uyarıcı olmaktan başka bir görevle göndermedik. (Furkan 25:56)

Beyan etmek(بين)

بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ    وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ [١٦:٤٤
(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni beyan edesin ve onlar da iyice düşünsünler, diye. (Nahl 16:44)

وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا فِيهِ    وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [١٦:٦٤
Sana bu kitabı indirdik ki, anlaşmazlığa düştükleri konuları kendilerine beyan edesin. Bu kitap, inanan bir topluluk için bir yol göstericidir, bir rahmettir. (Nahl 16:64)

Bir takım müfessirler, bu ayette geçen beyan kelimesini; Kuran'ın bütünlüğüne muhalefet edercesine “kapalı olan bir şeyi açıklamak” olarak tevil etmişler ve bunun da Kuran'la değil başka bir vahiyle(!) olacağını söylemişlerdir. Bu, şimdiye kadar yazdığımız tüm ayetlere muhalefet etmektedir. Kaldı ki beyan ibaresi, Rasullerin haricinde ehli kitap için de kullanılmış ve beyan'ın tebliğ / duyurma anlamında olduğu, saklamanın zıddı olduğu Kuran tarafından açıklanmıştır.

وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا         فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ [٣:١٨٧
Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara beyan edeceksiniz, onu gizlemeyeceksiniz.” diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür. (Ali-İmran 3:187)

Öğretmek / Sorulanlara cevap vermek

Elbette tebliğin gereği olarak Rasuller kendilerine indirilen vahyi insanlara öğretiyor ve sorulara cevap veriyorlardı.

لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا مِن قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ [٣:١٦٤
Allah inananların içinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara hikmetli kitabı öğreten bir elçiyi göndermekle iyilikte bulundu. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler! (Ali İmran 3:164)

هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولًا مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا مِن قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ [٦٢:٢
O ki, ümmilerin arasından, kendilerinden olan bir elçi göndermiştir ki onlara O'nun ayetlerini okuyor, onları temizliyor ve onlara hikmetli kitabı öğretiyor. Bundan önce onlar apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlardı. (Cuma 62:2)

Yukarıdaki ayetlerden net bir şekilde anlaşılacağı üzere, Rasullerin insanlara öğretmesi gene kendilerine yollanan kitapla olmaktadır. Bu konuyla ilgili bir-iki örnek aşağıda verilmiştir:

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ    قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَا أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا   وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ   كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ [٢:٢١٩
Sana sarhoş edicilerden ve kumardan sorarlar. De ki: “O ikisinde büyük bir günah ve insanlar için yararlar var; ancak günahları yararlarından daha büyüktür”. Ayrıca, sadaka olarak neyi vereceklerini senden sorarlar: “Artanı” de.  Allah ayetlerini işte böyle açıklıyor ki düşünesiniz. (Bakara 219)

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ   قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحِيضِ   وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطْهُرْنَ   فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللَّهُ   إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ [٢:٢٢٢
Sana aybaşı halini sorarlar, De ki: “O bir rahatsızlıktır. Aybaşı halinde olan kadınlarla cinsel ilişkiye girmeyin ve ondan kurtuluncaya kadar onlara yaklaşmayın. Kurtuldukları zaman Allah'ın size uygun gördüğü yerden onlarla cinsel ilişkide bulunun. Allah yönelenleri sever, arınanları sever.” (Bakara 2:222)

يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلَالَةِ   إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ   وَهُوَ يَرِثُهَا إِن لَّمْ يَكُن لَّهَا وَلَدٌ    فَإِن كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ   وَإِن كَانُوا إِخْوَةً رِّجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنثَيَيْنِ    يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّوا    وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ [٤:١٧٦
Sana danışıyorlar. De ki: “Allah size eşsiz ve çocuksuz olan kişinin mirası hakkında şu hükmü açıklıyor: Ölen erkeğin çocuğu olmayıp bir kız kardeşi varsa, bıraktığı mirasın yarısı kız kardeşinindir. Fakat, (ölen kişi) çocuğu olmayan kız kardeşse, erkek kız kardeşinin mirasının tamamını alır. Varisler iki kız kardeş ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır. Kardeşler, erkeklerden ve kadınlardan oluşuyorsa, erkeğe kadının iki katı kadar pay verilir.” Şaşırmamanız için Allah size böylece açıklıyor. Allah her şeyi Bilendir. (Nisa 4:176)

Şimdiye kadar incelediğimiz bütün ayetlerden; Rasullerin görevinin SADECE tebliğ olduğunu gördük. O halde Rasuller yalnız kendilerine verilen vahyi iletmekle görevlidirler, başka bir görevleri yoktur. Bu kadar net/kesin ifadeli ayetlere rağmen, Rasullerin başka görevleri daha olduğunu söylemek Kuran'da çelişki olduğunu iddia etmektir. Ancak, Rasulleri kendi kafalarında farklı şekillendiren kişiler bazı ayetleri anlamlarından kopuk ele alarak genel olarak Rasullerin, özel olarak da Allah Rasulü'nün Kuran'dan başka vahiy de getirdiğini iddia etmektedirler. Her ne kadar bu konu Peygambere Uymak / İtaat Etmek Ne Demektir? başlıklı yazımızda incelenmiş olsa da; burada yanlış anlaşılan iki konuyu hızlıca incelemekte fayda vardır:

Rasullerin Helal – Haram Kılma Yetkisi

Bu iddiada olanlar “...onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar”(Araf 7:157) mealindeki ayeti delil getirmekte ve Allah Rasulü'nün Kuran'dan yazanlardan başka şeyleri helal – haram kılma yetkisi olduğunu iddia etmektedirler. Aslında yapılan, ayetin içinden bir cümleyi bütünlüğünden kopararak almaktır. Ayetin tamamını okuduğumuzda konunun çok farklı olduğu görülecektir.

الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالْأَغْلَالَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ    فَالَّذِينَ آمَنُوا بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِي أُنزِلَ مَعَهُ    أُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ [٧:١٥٧
Nitekim onlar yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o Rasul'ü, o ümmi nebiyi izlerler. Onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılar; üzerlerindeki ağırlıkları ve onlara vurulan prangaları kaldırıp atar. Ona inananlar, ona saygı duyanlar, ona yardım edenler, kendisiyle birlikte indirilen ışığı izleyenler başarıya ulaşanlardır. (Araf 7:157)

Burada açıkça anlaşılacağı üzere, hitap; ehli kitabadır ve Allah Rasulü'nün önceki kitaplarda (Tevrat ve İncil) gelişinin haber verildiğinden bahsedilmektedir. Allah Rasulü yeni bir kitapla, yani Kuran'la gelecek ve eski hükümleri neshedecek, yanındaki kitabı tebliğ ederek helal ve haramı beyan edecektir. Yoksa, Kuran'dan başka helal ve haram belirleyecek değildir. Aksi, önceki ayetlerde geçen ibarelerle çelişki olacaktır. Kaldı ki, benzer mesaj sadece bizim peygamberimiz için değil, mesela İsa peygamber için de geçerlidir:

وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَلِأُحِلَّ لَكُم بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ    وَجِئْتُكُم بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ [٣:٥٠
(İsa) Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin. (Al-i İmran 3:50)

O halde her iki ayette de kastedilen, gelen yeni Nebi'nin; eski hükümleri neshedip yeni helal-haramlar getirmesidir. Ve bu yeni hükümler de kendilerine verilen kitaplarla olmaktadır. Yoksa Rasuller/Nebi'ler kendilerine verilen kitap haricinde helal-haram koyamazlar. Nitekim şu ayet de bunu açıkça göstermektedir:

قُل لَّا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلَّا أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ   فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ [٦:١٤٥
De ki: “Bana vahyolunanda, yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak; leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz eti -ki bu gerçekten pistir- yahut Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvan müstesna.  Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir)” Çünkü Rabbin çok bağışlayandır, merhamet edendir. (Enam 6:145)

 

Rasullerin Hükmetmesi

Hükmetme kelimesini; ister konular hakkında “şu şöyledir, şu doğrudur, şu yanlıştır...” şeklinde hüküm beyan etmek şeklinde anlayalım; isterse yönetici sıfatı ile yönetmek anlamında anlayalım; sonuç değişmez. Rasullerin kendilerine indirilen kitaplara göre hükmettikleri Kuran'a göre sabittir. Burada hüküm vermeyi fikir beyan etmek değil de, insanları yönetmek olarak algıladığımız durumda; Allah Rasulü'ne verilen “hükmet” emrinin, Rasul sıfatı ile değil, devlet başkanı sıfatıyla olduğu da açıktır. O halde Rasullerin hem tebliğ, hem de hükmetme görevi vardır denilmez. Rasul olarak sadece tebliğ ile görevli idiler, insanları yönetmeleri ise Rasul sıfatı ile değil; devlet başkanı sıfatıyladır.

كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللَّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ   وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا الَّذِينَ أُوتُوهُ مِن بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ   فَهَدَى اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ   وَاللَّهُ يَهْدِي مَن يَشَاءُ إِلَىٰ صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ [٢:٢١٣
İnsanlar bir tek topluluktu. Allah Nebi'leri müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi ve anlaşmazlığa düştükleri konularda halkın arasında hükmetmeleri için onlarla birlikte gerçeği içeren kitabı indirdi. Oysa kitap verilenler kendilerine açık kanıtlar geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan ötürü onun hakkında anlaşmazlığa düştüler. Fakat Allah, izniyle inananları onların anlaşmazlığa düştüğü gerçeğe ulaştırdı. Allah dileyeni doğru yola iletir. (Bakara 2:213)

إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ    وَلَا تَكُن لِّلْخَائِنِينَ خَصِيمًا [٤:١٠٥
Biz sana Kitab'ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma! (Nisa 4:105)

Buraya kadar verdiğimiz bütün ayetler, Allah Rasulü'nün sadece Kuran'ı tebliğ ile görevli olduğunu kanıtlamaktadır. Elbette Allah Rasulü aynı zamanda bu Kuran'ı hayatına aktarmakla da yükümlüydü, ancak bu; zaten bütün Müslümanların üzerine düşen bir görevdir. Bu nedenle Kuran'ı hayatına uygulamak Rasul olmanın gerektirdiği bir görev değil, Müslüman olmanın gerektirdiği bir yükümlülüktür.

Şimdi gelelim en önemli konuya:

Rasul'ün Örnek Alınması


Her şeyden önce bilmemiz gereken en önemli nokta şudur: Allah Rasulü de bizim gibi bir insandır.

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ    وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ [٤١:٦
De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor.” Artık hep O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Vay O'na ortak koşanların haline! (Fussilet 41:6)

Allah Rasul'ünün bizim gibi insan olmasının nedeni gene Kuran'da açıklanmıştır:

قُل لَّوْ كَانَ فِي الْأَرْضِ مَلَائِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ السَّمَاءِ مَلَكًا رَّسُولًا [١٧:٩٥
De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşan melekler olsaydı onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik.” (İsra 17:95)

Bizden tek farkı vahiy alması olan Allah Rasulü bizim gibi bir insandır. Allah Rasul'ü bizim için  güzel bir örnektir.

لَّقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا [٣٣:٢١
Allah'ı ve ahiret gününü arzulayan ve Allah'ı sıkça ananlarınız için Allah'ın elçisinde güzel bir örnek vardır. (Ahzab 33:21)

Bununla beraber sadece Allah Rasul'ünde değil, diğer Rasullerde de güzel örnekler vardır:

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ... [٦٠:٤
Sizin için İbrahim ve onunla beraber olanlarda güzel bir örnek vardır... (Mümtehine 60:4)

Rasuller'de, kavimleri de kendilerine yollanan kitaptan sorumludurlar:

وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ - وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ [٤٣:٤٤
Bu, sana ve kavmine zikirdir; ondan sorulacaksınız. (Zuhruf 43:44)

Burada geçen zikir kelimesinin Kuran olduğu açıktır. Zira:

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا [٢٥:٢٧
O gün zalim kimse elini ısırıp şöyle der: “Keşke, Rasul ile birlikte aynı yolu tutsaydım.” (Furkan 25:27)
يَا وَيْلَتَىٰ لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا [٢٥:٢٨
“Vay bana, keşke falancayı arkadaş edinmeseydim.” (Furkan 25:28)
لَّقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءَنِي - وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولًا [٢٥:٢٩
“Beni, bana ulaşan zikirden saptırdı. Gerçekten, şeytan insanı yarı yolda bırakır.” (Furkan 25:29)
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَٰذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا [٢٥:٣٠
Rasul de, “Rabbim, kavmim Kuran'ı terketti,” der. (Furkan 25:30)


O halde Rasuller sadece Kitaplara uymakla emrolunmuşlardır. Onlar hayatları boyunca kendilerine yollanan Kitaplara uymuşlar, insanlara bu kitapları tebliğ etmişler, bunu öğretmişler ve hayatlarına bu kitaplardaki hükümleri aktarmışlardır.

Bizim de Rasulleri örnek almamızın tek yolu, sadece Kuran'ı dinde kaynak kabul etmekle olabilir.

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Kuran Dışı Vahiy


Allah Rasulü'nün Kuran dışında vahiy alıp almadığı tartışma konusu bir durumdur. Bir uçtakiler Allah Rasulü'nün her söylediği vahiydir, o heva ve hevesinden konuşmaz deyip işi iyice abartmış  ve O'nun ölümünden yüzlerce yıl sonra yazılan pek çok uydurmaya vahiy gözüyle bakmışlardır. Bir kesim de, Allah Rasulü'nün Kuran'dan başka vahiy almadığını iddia etmektedirler. Şimdi konuyu Kuran ışığında incelemeye çalışalım:

Allah'ın (seçtiği) insanlarla iletişime geçtiğinde şüphe yoktur.

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ   إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ [٤٢:٥١
Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip Kendi izniyle dilediğine vahyetmesi istisna. Gerçekten O, Yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Şura 42:51)

Gene Allah Rasulü'nün Kuran'ı vahiy yoluyla aldığı tartışılmazdır.

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَىٰ قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ [٢:٩٧
Söyle; her kim Cebrail'e düşman ise iyi bilsin ki, Kur'ân'ı senin kalbine Allah'ın izniyle kendinden önceki vahiyleri onaylayıcı, müminlere hidayet ve müjde kaynağı olmak üzere o indirdi. (Bakara 2:97)

Bu konuda Müslümanlar hem fikir halindedir, bu nedenle daha fazla örnek vermeye gerek yoktur. Şimdi tartışmalı olan konu ile ilgili ayetlere bakalım:

Örnek 1

وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَىٰ بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَن بَعْضٍ   فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنبَأَكَ هَٰذَا    قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ [٦٦:٣
Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber (eşine) bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: "Bunu sana kim söyledi?" dedi. Peygamber "Bilen, her şeyden haberi olan Allah bana söyledi." dedi. (Tahrim 66:3)

Bu ayetten ilk bakışta anlaşılan şudur: Allah Rasul'ü eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Eşi de, bu sözü bir başkasına aktarmıştı. Bunu Allah-u Teala elçisine bildirince, o da eşine söylediği sözün bir kısmını açıkladı. Bu anlayışa göre Allah, peygamberimize Kuran dışı bir yolla bir bilgi vermiş oluyor.

Bu ayetten şu da anlaşılabilir: Bir şekilde Allah Rasul'ü eşinin bu sözü başkasına söylediğini farketti veyahut kendine bu söz söylenen kişi gelip bunu Allah Rasul'üne haber verdi. Peygamberimiz de bunu eşine ilettiği zaman, “bunu sana kim söyledi ?” sorusuna “ben bu olayı şu şekilde öğrendim” veya “bana şu söyledi” demek yerine bunu Allah'a izafe etti. Bu, bizim de günlük hayatta sık sık kullandığımız bir kalıptır. Bir şekilde olmadık bir şeyi duyunca “bunu Allah ortaya çıkardı”, “bunu Allah duyurdu” deriz.


Örnek 2

وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنتُمْ أَذِلَّةٌ    فَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ [٣:١٢٣
Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah size Bedir'de yardım etmişti. Allah'tan sakının ki, O'na şükretmiş olasınız. (Al-i İmran 3:123)
إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَن يَكْفِيَكُمْ أَن يُمِدَّكُمْ رَبُّكُم بِثَلَاثَةِ آلَافٍ مِّنَ الْمَلَائِكَةِ مُنزَلِينَ [٣:١٢٤
O zaman sen müminlere: “Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun. (Al-i İmran 3:124)
بَلَىٰ   إِن تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُم مِّن فَوْرِهِمْ هَٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُم بِخَمْسَةِ آلَافٍ مِّنَ الْمَلَائِكَةِ مُسَوِّمِينَ [٣:١٢٥
Evet, sabreder ve (Allah'tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder. (Al-i İmran 3:125)
وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَىٰ لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُم بِهِ   وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِندِ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ [٣:١٢٦
Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandır. (Al-i İmran 3:126)

Ayetlerden anlaşılacağı üzere Allah, Müslümanlara Bedir Savaşı'ndaki olaylardan bahsediyor ve Bedir Savaşı sırasında Allah Rasulü'nün “üç bin melekle yardım” konusunda Müslümanları müjdelediğini hatırlatıyor. Gene ayetin devamında bu müjdeyi, Müslümanların kalpleri yatışsın diye Allah'ın bildirdiğini söylüyor. O halde bu ayetten şu anlaşılabilir: Bedir Savaşı sırasında Peygamberimiz, Allah'tan aldığı meleklerle yardım müjdesini ashabına iletmiştir. Bu müjdenin ayetle gelmediği de açıktır. O halde Allah Rasul'ü hem Kuran dışı vahiy almıştır, hem de bunu ashabına bildirmiştir.

Fakat bu ayetten şu da anlaşılabilir: Allah Rasul'ü peygamber olması özelliği ile melekleri görebiliyordu (buna kanıt olarak Necm Suresi 5-11. ayetler arasına bakabilirsiniz.) Peygamberimiz savaş sırasında pek çok meleğin yardım için indiğini gördü ve bunu Müslümanlara bildirdi. Bu bildirim sırasında ise pek çok insanın yapacağı bir genellemede bulunarak meleklerin sayısını göz kararı 3.000 olarak saydı ve bu rakamı verdi. Ancak Bedir Savaşı'nı anlatan ayetler geldiğinde Allah-u Teala hem peygamberimizin göz kararı verdiği 3.000 sayısından bahsetti hem de meleklerin gerçek sayısı olan 5.000 rakamını bildirdi. Şayet meleklerin sayısını iddia edildiği gibi Allah bildirmiş olsaydı, peygamberimizin 3.000 değil 5.000 demesi gerekirdi.

Örnek 3

وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللَّهُ أَن يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ [٨:٧
Allah iki gruptan birisini (yenmeyi) size söz vermişti; siz ise, güçsüz olanıyla karşılaşmayı istiyordunuz. Oysa Allah kelimeleriyle hakkı gerçekleştirmek ve kafirlerin ardını kesmeyi diliyor. (Enfal 8:7)

Bu ayete göre Allah Müslümanlara iki gruptan birini savaşta yenme sözü veriyor. Bu söz bu ayetle veriliyor olamaz zira geçmiş zamanda bu sözün verildiği bellidir. Gene bildiğimiz kadarıyla Allah'ın müslümanlara “siz yakında iki gruptan biriyle karşılaşacaksınız” mealinde bir haber verdiği ayet yoktur. O halde bu ayetten anlaşılan şudur: Allah-u Teala Rasulü aracılığı ile Müslümanlara iki gruptan birini yenecekleri haberini bildirmiştir. Bu da elbette peygamberimizin Kuran dışı vahiy aldığına dair bir delildir.


Görebildiğim kadarıyla Allah Rasulü'nün Kuran dışı vahiy aldığına delil olarak kullanmaya uygun bu üç ayetten başkası yoktur. Gerçi bu iddiada olanlar başka ayetleri de delil olarak kullanmaktadırlar (Bakara 2:144, 187, 238, 239 - Haşr 59:5 - Ahzab 33:37 – Fetih 48:15 – Kıyame 75:19) Ancak bu ayetlerin Kuran dışı vahiy olarak anlaşılmaları; bağlamlarından kopuk değerlendirmeleri hatta çarpıtılmaları neticesi oluşan anlayışlardır diye düşünüyorum. Bu nedenle sadece bu üç ayet üzerinde duracağız.

Şahsi kanaatim peygamberimizin Kuran haricinde de Allah'tan gerek vahiy yoluyla olsun, gerek Melekler vasıtası ile olsun bir takım bilgiler aldığı yönündedir. Örnek olarak verdiğimiz üç ayetten ilk bakışta anlaşılan da budur. Fakat dikkatli bir bakışla şu görülür: Allah Rasulü'nün aldığı bu vahiyler Kuran'dan çok farklıdır. Bunlar ya kendisi ile ilgili özel şeylerdir, veyahut o anda yaşanan olaylarla ilgili spesifik durumlara has özel haberlerdir. Bu tür vahiylerin tüm zaman ve mekanlar için geçerli olan ve biz Müslümanların düşüncelerini / hareketlerini şekillendiren Kuran'dan farklı olduğu aşikardır. Bu vahiyler bizi bağlamamaktadır ve bu vahiylerde bizim hayatımıza aktaracağımız hiç bir husus yoktur. Zaten bu nedenle Allah Rasulü bu vahiyleri yazdırmamıştır ve bunlar Kuran'da direkt geçmemiştir.

O halde bilmemiz gereken husus şudur: Elbette peygamberimiz yüklendiği zorlu görev sırasında Allah'tan bir takım haberler / müjdeler vb. almıştır, alması normaldir (Meryem'in aldığı vahiyler gibi) Ancak, bu tür bilgiler her ne kadar Allah'tan gelmesi itibari ile vahiy olsalar da, biz Müslümanlar'ın hayatı için bir örnek teşkil etmemektedirler, bizi bağlayan yönleri yoktur. Biz Müslümanları bağlayan tek vahiy Kuran'dır ve Allah'ın koruması altında hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir.

Allah Rasulü'nün Kuran dışı vahiy aldığını söyleyip; bu vahyi Kuran emirlerine taban tabana zıt hadis kitaplarını meşrulaştırmak için kullanmak doğru yoldan sapmaktır.

16 Nisan 2013 Salı

Kuran Detaylıdır

Gelenekçiler Kuran'ın mücmel olduğunu iddia ederler. Onlara göre Kuran genel hatlardan bahseder, sünnet onu açıklar, detaylandırır. İzahata geçmeden önce Kuran'ın kendini nasıl tarif ettiğine bakalım:

الر كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ [١١:١
Elif Lâm Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. (Hud 11:1)

وَلَقَدْ جِئْنَاهُم بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَىٰ عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [٧:٥٢
Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik. (Araf 7:52)
كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ [٤١:٣
Bu, Arapça bir Kur'an olarak, âyetleri bilen bir kavim için ayırt edilip açıklanmış bir kitaptır. (Fussilet 41:3)
وَهَٰذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ [٦:١٢٦
İşte Rabbinin doğru yolu budur. Şüphesiz biz, hatırlayıp ibret alan bir kavim için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık. (Enam 6:126)
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ [٥٤:١٧
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer 54:17)

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ [٥٤:٢٢
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer 54:22)

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ [٥٤:٣٢
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer 54:32)

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ [٥٤:٤٠
Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer 54:40)

وَيَوْمَ نَبْعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيدًا عَلَيْهِم مِّنْ أَنفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَىٰ هَٰؤُلَاءِ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَىٰ لِلْمُسْلِمِينَ [١٦:٨٩
Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik. (Nahl 16:89)

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَلَئِن جِئْتَهُم بِآيَةٍ لَّيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُبْطِلُونَ [٣٠:٥٨
Andolsun ki, biz insanlar için bu Kur'ân'da her türlü meselden örnekler getirdik. Yemin ederim ki, sen onlara başka bir âyet de getirsen o kâfirler yine: "Siz yalancılardan başkası değilsiniz." diyeceklerdir. (Rum 39:58)

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ لَّعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ [٣٩:٢٧
Yemin ederim ki, bu Kur'ân'da insanlar için her türlüsünden temsil getirdik. Gerek ki iyi düşünsünler. (Zümer 39:27)
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ فَأَبَىٰ أَكْثَرُ النَّاسِ إِلَّا كُفُورًا [١٧:٨٩
Yemin olsun ki biz bu Kur'ân'da insanlar için çeşitli misaller vermişizdir. Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar ederler. (İsra 17:89)

وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِّنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ [٢٤:٣٤
Andolsun ki biz size açık açık bildiren âyetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik. (Nur 24:34)

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَ الْإِنسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا [١٨:٥٤
Şüphesiz biz, bu Kur'ân'da insanlara çeşitli mânâları türlü misallerle açık olarak verdik. İnsan ise, her şeyden çok mücadelecidir. (Kehf 18:54)

وَمَا كَانَ هَٰذَا الْقُرْآنُ أَن يُفْتَرَىٰ مِن دُونِ اللَّهِ وَلَٰكِن تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ الْعَالَمِينَ [١٠:٣٧
Bu Kur'ân, Allah'dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. (Yunus 10:37)

أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًا وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ [٦:١١٤
Allah, size Kitab'ı açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur'ân'ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma. (Enam 6:114)

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَٰذَا الْقُرْآنِ لِيَذَّكَّرُوا وَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا نُفُورًا [١٧:٤١
Biz, bu Kur'ân'da akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır. (İsra 17:41)
 
إِنَّ هَٰذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا [١٧:٩
Şüphesiz ki bu Kur'ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir ve salih amel işleyen müminlere büyük bir ecir olduğunu müjdeler. (İsra 17:9)

Yukarıda sıralanan bütün ayetlerin ortak özelliği, Kuran'ın detaylı, açıklanmış olduğu şeklinde hitaplarla gelmesidir. Bütün bunlara rağmen, gene de insanın aklında bir şüphe kalabilir ve gelenekçi düşüncenin etkisi ile: “iyi ama, Kuran kendini detaylı olarak nitelendirdiği halde, hiç de detaylı bir kitap değil” diye düşünebilir. Bu düşünce, şüphesiz Kuran'dan uzak olma ve dini bilgi olarak Kuran'dan çok; hadis, mezhep görüşü gibi bilgileri öğrenmekten kaynaklanmaktadır. Aşağıda değişik konularla ilgili Kuran'ın gerekli olduğu zaman nasıl detay verdiğini, nasıl açıklamalarda bulunduğuna ilgili örnekler vardır. Bu örnekler değişik konulardan seçilmiştir ve hızlı bir göz atmayla bile Kuran'da pek çok detaylı açıklamanın olduğu görülmektedir.

لَّيْسَ عَلَى الْأَعْمَىٰ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَىٰ أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا مِن بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَىٰ أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ [٢٤:٦١
Kör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur; sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur. Hep birarada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız. (Nur 24:61)

Yani bu ayetten sonra söylenecek bir şey yok. Yakınlarınızın evlerinden... yeterli değil midir? Babalarınızın evlerinden, amcalarınızın evlerinden, vb... bu ayeti gördükten sonra da bir kişi Kuran detaylı değildir, detay sünnet tarafından verilir derse, diyecek bir söz bulamıyoruz.

Aslında tek başına bu ayet bile Kuran'ın gerektiği kadar detay verdiğine ispat olarak yeter ama biz gene devam edelim:

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُوا بِالْأَزْلَامِ ذَٰلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ [٥:٣
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir. (Maide 5:3)

Leşin ne olduğu bellidir. Ama bu bile gerek olduğu için detaylıca açıklanmıştır.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِّن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاءِ ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ [٢٤:٥٨
Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için elbisenizi çıkardığınız zaman ve Akşam namazından sonra... Bunlar, sizin özel üç vaktinizdir. Bunların dışında, birbirinizin yanına girip çıkmakta bir sakınca yoktur. Allah ayetleri size böyle açıklar. Allah Alimdir, Hakimdir. (Nur 24:58)

Emrimiz altındakilerin ve çocukların hangi saatler altında izin alarak yanımıza gireceği gibi bir detay verilen kitaptan bahsediyoruz. Kuran detay vermeyecek olsa şüphesiz bu da sünnete bırakılırdı.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَيْنِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ الْغَائِطِ أَوْ لَامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ [٥:٦
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da. Eğer cünüpseniz yıkanın; eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (Maide 5:6)

Bu ayette de abdest nasıl alınır detaylıca anlatılmış, abdesti bozan hususlar belirtilmiş, hastalık veya yolculuk durumu yahut insanın başına çok nadir gelebilecek su olmadığı durumda abdest yerine nasıl teyemmüm alacağımız da anlatılmış. Madem Kuran detay vermiyor, madem detaylar sünnetle açıklanıyor, bu detaylar neden verilmiş ?

وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلَاةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا [٤:١٠١
Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır. (Nisa 4:101)
وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلَاةَ فَلْتَقُمْ طَائِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُوا أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِن وَرَائِكُمْ وَلْتَأْتِ طَائِفَةٌ أُخْرَىٰ لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَىٰ أَن تَضَعُوا أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ إِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا [٤:١٠٢
Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. (Nisa 4:102)

İnsanın başına gerçekten çok nadir gelecek savaş ortamında, korku anında namazın nasıl kılınacağı gibi bir detay bile Kuran'da açıklanmış. Hatta bu sırada yağmurun yağma ihtimali bile eksik bırakılmamış. Şayet Kuran detay vermiyor olsaydı, bu detayı da vermez ve açıklamayı sünnete bırakırdı.



Peki gelelim en önemli noktaya. Peki ama, Kuran'da bütün detaylar var mıdır ? Hadislerde açıklanan öyle şeyler var ki, onları Kuran'da bulamıyoruz. Bu konu hakkında ne diyebiliriz ?


Bakara suresinde geçen şu meşhur olayı hatırlayalım isterseniz:

وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ [٢:٦٧
Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi. (Bakara 2:67)



قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَٰلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ [٢:٦٨
"Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arasıdır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi. (Bakara 2:68)



قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَّوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ [٢:٦٩
Dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi. (Bakara 2:69)




قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِيَ إِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّا إِن شَاءَ اللَّهُ لَمُهْتَدُونَ [٢:٧٠
"Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah biz doğruyu buluruz" dediler. (Bakara 2:70)




قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا ذَلُولٌ تُثِيرُ الْأَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَّا شِيَةَ فِيهَا قَالُوا الْآنَ جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ [٢:٧١
O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. "Şimdi gerçeği getirdin” dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse yapmayacaklardı. (Bakara 2:71)

Maalesef hadislerde açıklanan detaylar tıpkı Yahudilerin sorduğu detaylar gibi detaylardır. Ve gene maalesef yahudiler hiç olmazsa bu detayları yanlarında bulunan Musa peygambere sormuş ve doğru cevap almışlardır. Halbuki bizim Kuran'da bulamadığımız detaylar zaten gerekli olmadığı için verilmemiş detaylardır ve bu detaylarla ilgili baktığımız kaynaklar baştan sonra çelişkilerle / uydurmalarla doludur. Oysa ilke bellidir. Bir şey açıklanmamışsa, unutulduğu için değildir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِن تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِن تَسْأَلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللَّهُ عَنْهَا وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ [٥:١٠١
Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır. (Maide 5:101)